YARINKİ YÜZÜN Mar19

Tags

Related Posts

Share This

YARINKİ YÜZÜN

YARINKİ YÜZÜN /Javier Marias

“Kelimeler bize en az ait olan şeylerdir, eylemlerimizden de az, çünkü eylemler iyisiyle kötüsüyle bizde kalır, gasp ve sahtecilik gibi aşikar vakalar haricinde başkası sahiplenmez onları; bu vakaları da er veya geç açığa çıkarma, geçersiz kılma, telafi etme ihtimali, maskelerini düşürme imkanı vardır. Hiçbir şey sözlerle olduğu kadar çok ve bütünüyle teslim edilemez. Sözler telaffuz edildiği anda bize ait olmaktan çıkıp dinleyene ait olur.”

Buna rağmen Heidegger “Dil varlığın evidir” der. Çünkü eylemleri görmeyene eylemi aktarmanın tek yoludur dil,bu beden dili bile olsa. Kelimelerle kurulan bu dil dünyasına derin ve farklı bir acı. Yokluğun bile anlatılması gerekir. Gözlemlere dayalı bir dünyanın sonucudur aktarmak. Ve ayrıntılar burada devreye girer …dile özgü kurallar, çelişkiler ve soyutlamalar. Ayrıntıdır bizi diğerlerinden farklı kılan. Her ayrıntı ise aynı algılansın istemeyiz. Saklarız, maskeler takarız, yalan söyleriz. Kimsenin tümüyle bize sahip olmasını istemeyiz çünkü. Çıplaklık ürkütür bizi. Kelimeler burada devreye girer işte; dil olmasaydı yalanda olmazdı aslında. Peki kendimizden çıkınca dinleyene ait olan bir dünyada nasıl var oluruz. Ya da saklanırız. Kaçarak, susarak ve yanıltarak.


Güven çok ince bir çizgi, her zaman böyle oldu ve daima böyle olacak. O çizgiyi aştığınızda artık her yaptığınız her söylediğiniz yalan ve güvensizdir. Geri dönmek zordur o topraklardan. İnşa ettiğimiz her kendinliğimiz bir çok kabul edişin üzerine inşa edilir. Ama bu zemin o kadar kaygandır ki; her an her şey değişir yıkılır.

“Güvenmeye böylesine eğilimli olmamız ne kadar garip! Belki de güvenmeye değil, görmek, öğrenmek istememeye, iyimserliye, hoşgörüyle aldanmaya eğilimliyizdir, Belki de gururumuz yüzünden benzerlerimizin başına gelen, öteden beri gelmiş olan şeyin bizim başımıza gelmeyeceğini inanırız; başkalarına -üstelik gözümüzün önünde- sadakatsizlik etmiş kişilerin, sanki biz diğerlerinden farklıymışız gibi bize saygı göstereceğine inanırız; aynı gurur, hiçbir nedeni olmadığı halde, bizden önce yaşamış olanların maruz kaldığı aksiliklerin, hatta çağdaşlarımızın uğradığı hayal kırıklıklarının bizim başımıza gelmeyeceğini düşündürür bize; herhalde bütün bunların “ben” olmayanların, şu anda, gelecekte de, geçmişte de “ben” olmayanların başına gelebileceğine inanırz. Sanıyorum günün birinde kuralların, bakışın, geleneğin ve tarihin tersine döneceğini ve bunun bize, bizim deneyimimize rahatlayacağını, bunu görmenin sadece bize -yani sadece bana- nasip olacağına dair itiraf edemediğimiz bir umut besleriz. Muhtemelen daima seçilmişler arasında olmayı umarız; aksi taktirde kısa da olsa uzun da olsa bize boyun eğdiren bütün bir hayatı yaşamaya pek hazır olamazdık.”

Güven üzerine kurulu olmayan bir dünyada var olmak zordur. Ve bu noktada ayrıntılar sizin için daha önemli bir hal alır. Çünkü arkanızı sağlama almanız şarttır.

Görmediğimiz ayrıntıları anlatan yazar uzun ve çetrefilli bir yol seçmiş. Kurgusu bir yana ayrıntıya verdiği muazzam önemle ayrı bir yere sahip bu roman. Ama okurken sıkılmıyorsunuz. Ayrıntıları kaçırmak istemiyor ve merak ediyorsunuz. Acele edemezsiniz bu romanda. Aceleye ihtiyacınız yok her ayrıntıyı anlatma şeklini seviyorsunuz çünkü. Satır atlamadan okumak hiç bu kadar keyifli olmamıştı.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

468 ad