Şub 18, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

WİTTGENSTEİN’IN YEĞENİ

WİTTGENSTEİN’IN YEĞENİ

WİTTGENSTEİN’IN YEĞENİ/Thomas  Bernhard 

Dostluk, bir kelime olmaktan çok daha derin ve bazen sınırsız bir kavram. Kavram o kadar göreceli ki filozoflar kitaplar yazmış, bir sürü film çekilmiş hakkında. Bir dostluğun başlangıcını hiç düşünmemiş olan ben ve benim gibi olanlar için gariptir bir başlangıcı alıp düşünüp notlar tutmak. Başlangıç bir de sıradan bir olay içinde gerçekleşmiş olursa. Unutmadığımız bir acı veya bir mutluluk olunca ayrı tabii. Onu unutmayız. Yanımızda olanı bize karşı olanı bizden yana olanı. Dostluk öyle kolay oluşmaz bir tomurcuk önce sonra yavaş yavaş büyür. Beslemek gerekir onu suyunu vermek, toprağını havalandırmak, güneşe koymak. Bir çaba sonucu filiz verir veya caba olmayınca çürür. Akrabalar arası dostluk mümkünse de dostluk hep dışarıda aranır bir zorunluluktan çıkıp seçim olması için. Cicero dostluğu kitap haline getirmiş bir düşünür olarak :
“Akrabalar arasında dostluğu doğuran doğanın ta kendisidir; ama bu dostluk sağlam değildir. Gerçekten de akrabalar arasında yakınlık kaybolabildiği halde, dostlukta hiçbir zaman kaybolmaz: işte bu noktada dostluk akrabalığa üstündür, yakınlık ortadan kalkarsa, dostluk adı da kalkar ama akrabalık sürer. Dostluğun gücü özellikle şundan anlaşılabilir: doğanın insanları birbirine yaklaştırıp meydana getirdiği sayısız insan toplulukları içinde dostluk, o kadar sıkışmış, o kadar dar bir alana sığınmıştır ki, ancak iki veya birkaç kişi tam bir şefkatle birbirine bağlanır.” Der ve elbette çoğu tespiti doğrudur. İki kişi arasına sıkışı evet ama ışığı tüm herkesi etkiler bazen iyi bazen kötü yönde.


Thomas Bernhard kaleminden bu dostluk tanımı elbette kolay dünyaya gelmez. Bir sürü öfkeyle bir sürü hata ve teslim oluşla gelir. Bir yerden başlaması bile önemlidir onun için nerede ne zaman başlamış ve hangi şartlarda devam etmiştir. Bu önemlidir hem de çok önemli. Teslimiyet duygusu yanında düşünce dünyasının tatmini de gerekir. Bu belki de en önemli parametredir dost kavramı içinde. Öfkesi hastalığı deliliği içinde var olan şey elbette özeldir onun için. Asla vazgeçmez bu temastan. Bir sürü olayın içinde o gizli saklı bir yerde daima ona yol gösterir daima nefesi arkasındadır. Keza bir ilişkinin gereği dışında varlığı önemlidir, karşısındaki kişinin. Onunla yaptıklarına yüklediği anlam önemlidir aslında. Sınanmış bir ilişkinin varlığının verdiği huzur ve güven. O hale gelmiştir ki o olmasa bile onunla birlikte karar verir. Yokluğu değildir canını yakan onunla yaptığı ve artık yapamadıkları acıtır canını. Öfkesine birlikte güldükleri anların eksikliği çok sıkar canını. Hak vermesi yanında eleştirmesi de onunla birlikte gitmiştir artık.


Hayat bir kurgusal gerçeklik ve bizim bu kurgu içinde kavramlara yüklediğimiz anlamdır bizi diri tutan ve devam etmemizi sağlayan. Bu noktada bir kaybın öyküsü roman. Geri gelmeyecek bir öfkenin,sevincin ve duygudaşlığın romanı. Yazarın klasik yazım şeklinden biraz daha uzakta yazılmış bir roman. Daha sade ve kısa cümleler klasik öfkesinden biraz daha uzak,birazda dostluğa yakışır bir dil benimsemiş yazar.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir