Eyl 6, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

UZUN SÜRMÜŞ BİR GÜNÜN AKŞAMI

UZUN SÜRMÜŞ BİR GÜNÜN AKŞAMI

UZUN SÜRMÜŞ BİR GÜNÜN AKŞAMI/Bilge Karasu

Bir doldurulup, bir boşaltılan gerçekliğin yansımaları yaşadığımız…

Kimseye kalmayan bir inancın vazgeçilmez büyüsünde efendi-köle olarak geçirdiğimiz yıllar…

Birinden vazgeçip ,diğer köleliği seçtiğimiz ve seçimleri kendimizin sandığımız bir gerçeklik…

Efendi efendi olmaya efendi de -ve keza köle de öyle- kim mutlu kim alıyor istediğini?..

Köleyi seven efendi mi, efendiyi öldürecek kadar aşkla bağlı köle mi?..

Acı çeken kim? Kölesini öldüremeyen;çünkü onu o köleden daha çok seveni bulamayacağını düşünen efendi mi, efendisini öldürdüğün de daha iyi bir yere gideceğini düşünen köle mi?..

Kapalı bir kutu yaşamlar; asla ön görülemeyen; asla bilinmeyen; içindeki fırtına dışa vurmayınca, bir nefes bir soluk çıkmayınca…

“Bir zamanlar ağzına dek dolu, ama ne ile dolu olduğu bilinmeyen süslü bir kutunun günün birinde boşalmış olduğunun ansızın farkına varıldığında, içeriğinin bilinmediğini, hala bilinmediğini, boşalışının fark edilmediğini anlamak gibi bir şeydi bu; artık kutunun alışılmış süsleri, bezekleri vardı yalnız, insanı yalnız bunlar ilgilendiriyordu; insanın gözü, elleri, gönlü bunlardan başka bir şey aramıyor, alışkanlığın sivrilttiği belirli noktalara yetiniyordu.”

Kişiler oluşturur her sistemi ve içindeki kuralları. Kurallar yazılıdır,bazen bazen de sözlü. Yaşamak ise bu düzende çoğu zaman bir kabulleniştir…

“Yanlışlar alışkanlık, alışkanlıklar yanlış olunca daha mı kolay yaşanır yanlışlığın alışkanlığını bile bile.”

Kahramanlık ise ,başkaldırı yanında düzenin önünde boyun eğip yok olmaktır. Çoğu kahraman, kahraman olduğunun bilmeden göçüp gider hayattan. Ne zaman nerede ne yapması gerektiğini bilmek de çözümdür de, kimse hatırlamaz seni olanı yaptığından. Kaçmakla başlayan yolculuk ayıpları yüze vurmakla biter kahramanlık yolunda. Oysa eskiyi bırakmamaktır belki de yaşanan. Yeniyi özümsememek, geçmişin yaşanmışlığı tecrübesi kovuğunda güvenli bir yaşam isteğidir kahramanı kahraman yapan.

“Oysa şimdi, değneğine tutuna tutuna her doğruluşunda, her içten gelen ürperişte, dışardan ensesine yapışan buzlu yelin her pençe atışında biraz daha ufalarak, boynunu biraz daha kısarak, bakıyor karşıya, her bakışıyla sevincini artığını bilerek. Her bakışın daha öncekilere katıldığını, daha sonrakilere bir açılış olduğunu duyarak, her bakışın bir kez daha artırma pintiliğinden haz alarak. Artırılan şeyin eksilmesi, korkusu ile her keresinde daha da büyük bir yılgınlığa kapılarak.”

Yaşadığımız her an ,bir sürü bölümden oluşur. Ve belki de biz karıştırıyoruzdur kronolojiyi. Üç’e beş’e yediye böleriz de sekizinci gün yokuzdur çoğu zaman… Bölünen her bir anın en anlaşılmaz anlarında yaşarız sorgulamayı; ne bana ait gerçekten, ne bende kaynaklı ve yeni ne getirir. Hiç bir zaman doğrusu olmayan sorulara verilen cevaplardan oluşur yaşadığımız zaman.

Bir pişmanlık, bir acizlik, bir kaçma isteği her zaman…


Üç öykü, üç yaşam aralığı, birbirine bağlı birbirine zıt. Kimsenin yok diğerine üstünlüğü, ne de alıp vereceği. Olmak istenenle olunan arasındaki uzun yolu kısa özeti bu üç öykü.

Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir