Eyl 14, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

TROYA’DA ÖLÜM VARDI

TROYA’DA ÖLÜM VARDI

TROYA’DA ÖLÜM VARDI/Bilge Karasu

Yabancı bir ortama atılan benliklerin aradıkları yollardan biri de yabancılardan biri olmak elbette. Kendine ve çevresine ispat etmek yabancı olmadığını… O güven ortamını sağlamak… Kendi habitusunu oluşturmak isteği ve tek çıkar yolu bazen. Bazen de kaçma isteği doğurur o iflah olmaz benlikleri. Yeni değildir aradığı ve eskidir kaçmak istediği:

“Arada bir arada bir değil ya sık sık demeliyim bu kaçma duygusu kaçmak istiyorum kaçmak istiyorum istediğim anda istediğim yere kaçabileceğimi biliyorum da biliyorum nereye gitsem bir benim için ama birden uzaklarda çok uzaklarda olmak istediğini ne yapayım kaçmak istiyorum bambaşka insanların benim insanlarından bambaşka olan tanımadığım insanların yanına gitmek dillerini bilmediğim huylarını sularını törelerini bilmediğim insanların yanına gitmek onların yanında yabancı kalmak pahasına da olsa gitmek sanki ben burada her zaman yabancı değil miyim babam bile anam bile kocam bile herkes herkes bana yabancı değil mi beni kim anlıyor kim biliyor bana kim hak veriyor Kıvrandığım zaman gururumu kurtarmak için yaptıklarımı kim doğru buluyor kim bencil bir canavar olduğumu söylemekten geri kaldı şimdiyedeyin kim?”

Benliklerin sınavıdır yabancı ortam ister seçilmiş olsun ister zorunlu . Bu alanda ve zamanda büyürüz; çocuk ruhlarımıza bir mahmuz olur bazen, bazen de bir gem. Hangisi ne zaman bilinmez.Çünkü kimine gem kimine mahmuzdur yaşam. Büyürken, bir çok şey ediniriz. Şairin dediği gibi: “Ya ölmek ustalığını kazanırsın, ya korku biriktirmek yetisini.”
Hangisini yaşarken yaşarsın bilinmez ama biriken tüm tortu sen olur eni kökü. Kaçmak ise pek bir şeyi çözmez kendini de alıp giderken.
Bağlılığın her şeyedir oysa; ailene, şehrine, arkadaşlarına, hatalarına, pişmanlıklarına. Çözemediğin bir gizemdir geçmişin çözdükçe daha da karmaşık kalan. Yaşadığımız ise “Güçlülüğün umudundayız” dır. Güçlü olmak gerek mi yoksa güçlü görünmek mi bizi kurtarır? Yaşadığımız her anın karanlığı kadar aydınlığı da bizimdir.
“Karanlık hala yaşıyor. Hepsinin soluğu uykunun örneğine uymuş tıslayıcı bir soluk. Karanlık uğultu dalgalanıyor, soluklara uyup kabarıyor sönüyor, durmadan yorulmadan. Bu karanlık ölmedi daha yaşıyor kalabalığında… Belki de karanlığı harcamaya çalışıyordur. Son karanlıkları.”

Acılar kişiseldir, asla anlayamayız başka yaşanan acıları. Bir özel dünyanın içinde genele yansıyan ise kişinin davranışlarıdır. Tortusu kalmış zamanın bize kattıkları ya da biriktirmeyi seçtiklerimiz. Çocukluk yılları belki de en hesapsız , en travmatik olanı. Masum olanı demiyorum çünkü öyle olmadığı ortada. Çocukluk belki de en korkusuz yaşanan süreç.

Bir karamsar ortamda yazılan bir çok bölümde ortaya konan ise geçmiş gelecek ve şimdi arasına sıkışmış bir sürü benlik. Bunların bağları ve etkileri birbirine ve çevreye. Yaşanan korku ve kaçma isteği. Bir an bir sürü andan farksız bir an gibi olsa da. Büyüdüğümüzü hissettiğimiz an farklıdır. Aşık olduğumuz, yokluk çektiğimiz an başka başkadır.
Yazarın o muhteşem günlük anlatımı ve çağrışımsal yaklaşımını içinize sindire sindire okuyunuz.
Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir