Ağu 5, 2020

Posted by in Sinema | 0 Comments

TORİNO ATI

TORİNO ATI

TORİNO ATI (A TORİNOİ LO) /Bela Tarr-Agnes Hranitzky/2011

   Friedrich Nietzsche gezinmek ve mektuplarını almak için postaneye doğru yola çıkar. Uzak bir mesafede,inatçı atıyla cebelleşen sürücüyü fark eder. At, bütün çabalara rağmen bir milim bile ilerlememektedir. Sabrı taşan sürücü sert bir şekilde atı kırbaçlamaya başlar. Duruma dayanamayan Nietzsche,ileri doğru atılır ve bedenini bu acı duruma siper eder ve ağlayarak ata sarılır. Komşusu onu eve götürür. İki gün boyunca kımıldamadan sessiz bir şekilde yatar. En sonunda şu sözler dökülür : ‘’ Anne, ben ne aptalım!’’ Bu olaydan sonra on yıl daha yaşar. 

Film ise bu olaydan sonrasını anlatır. Birbirine muhtaç üç canlının yaşam hikayesi. Bir baba, bir kız ve bir at!

 Atın sahibi engelli yaşlı adam, kızıyla derme çatma bir evde yaşamaktadır. Doğduğundan beri tek varlığı bu evdir. Kızıyla zorunda kalmadıkça asla konuşmaz. Her gün aynı rutinleri yaparak geçirirler. Aynı saatte uyanır, aynı yemeği yer ve aynı kıyafetleri giyerler. Bir sabah uyandıklarında,yaşlı adam atı ahırdan çıkaramaz. Bütün uğraşılarına rağmen at direnir ve en sonunda ne yemek yer ne de su içer. Kendini dünyaya kapatır. Bu atın kendine kazandırdığı özgürlüktür. 

Film, felsefi anlatım ve imgelerle bezenmiş bir başyapıt. Yaşlı adamı her sabah camdan dışarı bakarken görürüz. Hayatı boyunca yaşadığı evden,aynı pencereden kurak ve rüzgarlı manzarayı izlemektedir. İçten içe bir kaçış yolu aramak istese de buna cesaret edemez ve olduğu yere sıkı sıkıya bağlanır. Kız, her gün aynı kuyudan su çeker,ta ki kuruyana kadar. Kısır döngüyü bozmak için bir fırsat olarak görür. Bunu kırmayı denerler ama başaramazlar. Biraz yol aldıktan sonra geri dönerler.  At susmuştur, kuyu kurumuş ve Tanrı ölmüştür. Kader denilen bu zorba çarktan çıkış kalmamıştır. Umut olarak adlandırılabilecek hiç ışık yoktur. En sonunda o ışığı da kaybederler. 

Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ve FIPRESCI ödüllerini kazanan Torino Atı,usta yönetmen Bela Tarr’ın son filmi olma özelliğini taşır.İzlemesi oldukça zor film gibi görünse de,ustanın diğer filmlerine nazaran sindirmesi bir nebze daha kolay. 7 saatlik Şeytanın Tangosu ‘ndan sonra,bu film çölde vaha bulmuş kadar serinletiyor ve aynı zamanda,hayatlarımıza da ayna tutuyor. Farkında olmadan,tıpkı baba ve kız gibi az kelime ve aynı rutin içinde eriyip gidiyoruz. 

Filmin en çarpıcı ve şaşırtan kısmı ise hangi ruh halinde olursanız olun, kafanızda ne tür sorunlar olursa olsun size bir cevap sunuyor.

Keyifli Seyirler…

Burak TUNA

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir