Şub 21, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

TOPLUM BÖCEĞİ

TOPLUM BÖCEĞİ

TOPLUM BÖCEĞİ/Kerem Işık

“Toplum mühendisliği: Basitçe zihin mimarlığı, veya daha kompleks bir ifadeyle Toplumsal psikolojik bilinç mimarlığı denilen faaliyet. Uygulama toplum geneline, dar topluluklara veya kişilere karşı yürütülebilir. Stratejik, pazarlama, eğitim veya dini amaçlar bu faaliyetlerin harekat noktası olabilir. Pazarlama, sürekli tekrar, çocuklar, gençler, fakirler, ya da kadınlar gibi daha savunmasız guruplara yönelik propoganda ve organizasyonlar, alternatif veya rakip düşünceyi düşmanlaştıran zihinsel örgü ve bu bilincin şartlandırma yöntemleri ile yayılması söz konusu olabilir. Kişisel hayatta; Uzun süreli beyin yıkamanın dışsal faktörler olarak kişiler üzerinde algı, antisosyal kişilik bozuklukları ve dissosiyatif bozuklulara yol açması mümkündür.
Toplumsal hayatta; bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkarılan bir düşüncenin gerçekleştirilmesi için yarı gerçek yarı senaryo bir hikâyenin psikolojik savunma mekanizmalarını harekete geçirmesi sonucu toplumsal hareket olarak isyan hareketleri ortaya çıkartılabilir.”

Mühendisliği bir kenara bıraksak bile “toplum” kelime olarak da, tanım olarak da zor bir kavram. İçinde olmak da zor, dışında kalmakta. Mümkün olan en kısa çözümleri bulan bir bilim dalına harmanlamak, bu toplumu daha bir içinden çıkılmaz hale getiriyor. Matematiği yok, çünkü insan doğasının ele avuca sığmaz bir civa gibi… Şekli yok, her şekle giriyor,,. Ve bu şekilsiz ,şemalsiz ,varoluş işlerine geliyor insan denen varlığın. Birbirine bulaşmak içinde sınır tanımıyorlar böylelikle. Toplum ise, bu sınır tanımaz varoluşların toplamı denilebilir…

“Bu vahşi hayvanlar doğuştan donandıkları silahlar olan iki kol, iki bacak, on el ve on ayak parmağı, bir baş ve iki gözle birbirlerinin yaşam alanından olabildiğince büyük parçalar koparıp almaya çalışıyor, bunu da öyle büyük ustalıkla yapıyorlardı ki, çoğu zaman kendileri bile farkına varmıyordu. Otomatik bir tepkiydi verdikleri. Toplum içine karışan insanların gülümsemeleriyle bir başkasının elini sıkarken vaktinden önce gevşeyen parmaklarıyla, usulca kalkan kaşları yahut gülerken geriye atılan başlarıyla sadece bu dünyadan gelip geçmeye yazgılı ruhlarını taşımakla yükümlü bedenler olmadıklarını birbirine ispat etmeye çalıştıklarını düşünüyordum.”

Birbirimize geçirdiğimiz parmak ve tırnaklarımızla oluşturuyoruz toplum denen olguyu ve bunun bir mühendisliği varsa da, bilmiyoruz yaşarken bunu. Ama öğüt vermek ,başlangıç daima ”şöyle yap böyle yap’‘ ve galiba en kötüsü !!şöyle hayal kur böyle plan yap” demeleri her halde. Ama “insan kendi coğrafyasını yaratıyor”. Bu coğrafya da her türlü iklim yaşanıyor, zamansız ,mekansız varoluş içinde. Kişinin tüm gözlemleri ve ilişki kurduğu her şey ,her nesne bir ayrıntı taşıyor. Bu ayrıntılar bazen anda donup kalmamıza neden oluyor. “Bebe bisküvisinin çay içinde erişmediği” anda kalmak gibi oluyor. Takılıyor insan, tüm yaşam döngüsü içinde kendine ait anda.
Yazar, öykülerinde işlediği her ayrıntıda isyan ediyor olup bitene ve olması gerekene. Hayal kurmanın, yaşamanın şartları olmadığı, olanın zaten zor olduğunu anlatıyor. Kısa öykülerinde konuşma dilini kullanmış, seslerin ahengini ve tekerlemeleri yani çocukluktan yetişkinliğe geçiş içinde yaşananları:

“Dedim ki siz bana gülerseniz ben hiç bulamam kendimi ve fakat upuzun bir vazgeçiştir hayat. Sonra kahkahalar yapış yapış sıvanırken duvarlara başımı çevirince baktığım yerde gördüğüm yerde duyduğum her şeyde vardı bir o. O bir bendi.
Ben baktıkça eski bir bana benzedi.
Sen miydin benden giden demek ister gözlerle ardı sıra bakarken o da bana sen misin peşime düşen geride kalma pahasına diye bir bakış attı. İşte tam o sıra ilkokul dağıldı.
Seslerin arasında çocukluğumdan kalma bir kalabalık vücut buldu. Oysa içimde dolma saran bir teyzenin sessizliği. Bir ilkokul çocuğunun verev payet demesi kadar yersiz yurtsuz, tatsız tuzsuz, dangıl dungul bir cangıl sessizliği.”

Sessizlik ise, kaçışı ,çıkar noktası olmuş yazarın. Yaşayandan çok, sadık, sessiz itaatkar nesnelere bel bağlamış toplum içinde… Kendine mektup ve telgraf gönderen ,yalnız bir adamın isyanı olmuş,ataştan yapılma bir yılan. Ya da bir çok kurum oluşturmuş, ölçüp biçip toplumu kendine veya kendini topluma uydurmak için ya da giyinmek için toplumu…Kısa net cümleler yanında, uzun derin cümleler eklemiş mizah duygusunu yitirmeden yazar…
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir