Nis 5, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

TERSİNE

TERSİNE

TERSİNE /J.K.Huysmans

1940’lı yıllar savaş tüm gücüyle Avrupa’yı kasıp kavuruyor. Savaşta, en çok ölenler ve  alınan verilen topraklar konuşulur. Ölen insanlar ise sonra gündeme gelir. Savaşta ölen insanlar bir yana,hiç savaşmadan ölen insanlar ve çocuklar vardır; cephe gerisinde. Açlık ve kötü şartlar buna sebep olur. Hastalıktan ve açlıktan kırılır cephe gerisindeki insanlar. Lüks hemen hiç yoktur. Bunun en iyi örnekleri Fransa da yaşandı mesela; kahve yoktu insanlar “yalancı kahve” yaptılar. Bu kahve arpanın kavrulup öğütülmesi sonrası sıcak suyla karıştırılıp içiliyordu. Kahve tadı umarak bekleyerek.

‘ Tersine ‘‘1884 yılında basılmış.,yani savaştan önce. Ama karşı çıktığı doğalcılık ve romantizme inat bunu savunuyor. İnsanın kafasındaki imaj ,doğalla ya aynı ya da daha iyi olduğunu.


Roman kahramanı kendini doğal ve sıradan hayattan o kadar çok soyutluyor ki; hizmetlilere ses yapmasınlar diye keçeden ayakkabılar giydiriyor. Bu arada sistem ve onun kurallarına da tersine bir duruş sergiliyor. Burjuvazinin yaşadığı o şaşalı aldanışı çok iyi gözlemliyor ve gözler önüne seriyor:

“Şu yaşadığımız zamanda, artık sağlıklı nesne bulunmadığına göre, içilen şarap ve istenen özgürlük hileli ve gülünç olduğuna göre, yönetici sınıfların saygıya değer olduğuna, uşaklaştırılmış sınıfların yardımı ve acımayı hak ettiklerine inanmak için eşi görülmedik bir iyi niyet gerektiğine göre, öyle sanıyorum ki benzerimden Pantin kentinin yapay bir Nice, bir yalancı Menton olduğunu tasarlamak için her gün budalaca amaçlar için harcadığına ancak denk düşen bir düş toplamı istemek ne daha gülünç, ne daha çılgınca bir tutum olur.”

Yazar tüm bilinen kalıplaşmış değerlere tersine bir duruş sergiliyor romanda; müzik için içki içiyor mesela. Yeşil bir içki viyolonsel sesini simgeliyor kafasında. Gerçeğe aykırı çiçekler daha güzel onun için. O kadar çok çiçek ve kitap ismi geçiyor ki romanda; yazarın derinliğini simgeliyor. Ressamlar ve resimlerine yazar gözüyle bakıyorsunuz tüm ayrıntılar sizi alıp götürüyor o yüzyıla ve o dönemin şartlarına eğilimlerine. Yazın dünyasına bu noktada şiir ve roman dünyasına da değiniyor, muhteşem bir bakış açısı ve bir o kadar güzel anlatımı ile:
“Acısını çoğaltmakta yumuşak başlı, daha iyi acı çekmek için düşüncelerini birbirlerine hile yapmaya zorlayarak, çözümleme ve gözlem yordamıyla olanaklı olan her türlü sevinci bozarak kendi kendine hile yapmayı çok iyi beceren insanları gözlemleyip bu içler acısı son baharın tüm evrelerini izlemişti.
Sonra, ruhun bu kış kırmış duyarlılığında bağlılıkların rahatsız edici ateşliliğini, acımanın iyi niyetli aşağılamalarını tepen düşüncenin bu kıyıcılığında, öteki şimdiden tetikte beklerken, berikinin gene kendini verdiği, yorgunluğun çiftlerden, görünüşteki gençliği yeni izlenimi veren evlat okşa işleri istediği tatlılığı, deyim yerindeyse, belli belirsiz bir yasak cinsel ilişkinin ilginç pişmanlıklarını uyutan ve serbest bırakan ana okşayışlarının arılığını istediği şu yaşlı tutkuların, şu olgun aşkların dehşetinin yavaş yavaş ortaya çıkışını görmekteydi.”
Bir ayrıntı çok dikkat çekici bu romanda, yaşamaktansa olayı kafasında oluşturmanın da aynı etkiyi yarattığı. Bünün için önemli bir bölüm yazmış. Bir İngiliz barına gidip gözlem yaparak İngiltere deki hayatı öngörmüş. Bu bölüm oldukça ilgimi çekti doğrusu.
Yazar roman kahramanı ile kendi hayatına göndermeler yaparak otobiyografik öğeler de eklemiş romana. Çünkü yazarın yaşam öyküsü de bu anlattığı doğrultuda ilerlemiş ve dil kanseri nedeniyle son bulmuş. Derin bir yazarın mitolojik öğeleri yaşamın kendi gerçekleriyle, şiirle ve düz yazıyla nasıl bir araya getirdiğini görüyorsunuz.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir