Ağu 11, 2018

Posted by in Kitap | 1 Comment

SOLARİS

SOLARİS

SOLARİS/Stanislaw Lem

”Bilim kurgu romanından ne bekleriz ya da ben ne beklerim?”

İleri ve farklı görüşlü bir yaklaşım. Bu olmayana ve bilinmeyene olan bir solucan deliğidir, ayrıca öngörülerini ve hayallerini de içermelidir. Sorun da burada başlar kanımca. Bu yüzyılda öngörü ve hayaller çok besili ve dolayısıyla bunu bir türlü aşamayabilir normal insan. Bilim kurgu yazarları, bilmin öncüleri yol göstericileri olmuştur her zaman. Bir çok olmaz nesne ve fenomen gerçekleşmiştir bu sayede.

Yazar bu eseri ile bir çok felsefik görüş ortaya koymuş ve açmazları, insan sınırlılığını ve neyi ne kadar bilip nasıl bir gözle baktığımızı incelememiş. Bu noktada yazar çok iyi bir öngörüye ve bir o kadar derin bilgiye sahip.
Roman sade bir dille yazılmış, edebi yönü zayıf bir eser. Öyle kocaman bilgece derin cümleler kurmadan yazılmış. Ama bunu yanlış anlamayın eser çok iyi bir derinliğe sahip. Bilinmeze bir pencere açabilecek kadar iyi. Bir sis bulutu içinde önümüzde duran bilmediğimiz gerçekliği, nasıl ele alabilirizi sorgulamış ve elbette kendince bir yol göstermiş. Kurgusu çok iyi olan bu romanda karakter sayısı bir o kadar az. Karakterler kendine özgü ve sivri. Güç savaşı yaşansa da bir ortak yol bulabilen karakterler.


İnsanoğlunun, asla unutamadığı anılardan oluştuğu bir gerçek. Ve gerçeklik ise bu anıların, bilginin üzerine inşa ediliyor. Peki bizim anılarımızı bize karşı kullanabilen bir bilinç ile karşılaşırsak ne olur? Galip gelen olmak zorunda mıdır yoksa bir arada yaşanabilir mi? Her zaman insan davranışlarını bilmediği bir olay karşısında primitif buluyorum . Bir solucan gibi davranıyoruz, biri dürtünce büzüşüyoruz sonra kaçıyoruz ve en sonunda onu yok etmenin yolunu arıyoruz. Solaris’de olan da bu döngüde oluyor. Ama bir iletişim çabasını da göz ardı etmemek gerekir. Bu iletişim içinde bile duygusal mantıksal dayatmalarımız var elbette. Yabancı olana kendimizi kabul ettirme çabamız ve direncimiz. En sonunda baş edemediğimiz ahlaksal kültürel sorunları bir tek yolla hallediyoruz; yok ederek. Bu hala değişmedi çarmıhlar, giyotinler, idamlar ve en korkuncu toplu katliamlar. Yazar bir çok yeni kavram geliştirmesine rağmen bu açmazdan kurtulamıyor ve ya kurtulmak istemiyor. Gerçekleri akıl ile tararken mutlak bir bilginin olamayacağını bilginin bir kabul edişler silsilesi olduğunu daima unutuyoruz. İnsan doğasının bu karanlık ve çaresiz yüzünü okurken üzüntü duyuyor ve belki de benim gibi kızıyorsunuz.
Büyük üstat Tarkovski bu eseri filme almış. Ve 2002 de yenisi ve başka bir versiyonu çekilmiş. İki filmin bakış açıları birbirinden farklı olsa da bu ölümsüz eser buna değer.
Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR

  1. Baran Çelik says:

    Güzel bir inceleme olmuş. Tebrikler

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir