Nis 23, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

SOĞUK DERİ

SOĞUK DERİ

SOĞUK DERİ/ Albert Sanches Pinol

Otlar da insanlar gibi ne iyidirler ne kötü; sadece farklıdırlar. Onları tanırız ya da tanımayız, hepsi bu. Dünya kötü insanlarla çok kötü insanlarla dolu. Ancak saf bir adam, insanların iyi olduğuna inanır.”

Sınırları belirsiz bir dünyada, varolmanın zorluğu içinde,besin zincirindeki yerimiz hala sağlam değilken, hayatta kalmaya çalışan bencil genler tarafından yönetilen insanoğlunun kaderidir yaşadığımız. Şu dünya da ellerimizle var ettiğimiz teknolojik gelişme olmasa, diğer türlerden hiçbir farkımız olmazdı. Hepçil bir kemirgenden veya leşçiden de farkımız olmazdı. Piramitin üst basamaklarına tırmanmamızı sağlayan şey,ellerimiz ve kurgusal dünyamızın yardımı ile yarattığımız ve adına medeniyet dediğimiz kumdan kuledir. Piramitin tepesine evrimsel basamakları atlamak için kullandığımız bu kumdan kale sayesinde çıktık,temeline bir değil,bir çok dinamit yerleştirerek üstelik… Bencil gen kimseye güvenmiyor çünkü,ne yanındaki komşuya,ne de düşmanına.

Birilerinin eti ve kanı ile yaptığımız, türleri yok etme pahasına ayakta tutuğumuz bu basamaklı çok katmalı yapı hiç sağlam değil.Değerli yapımız üstelik hem kendini hem de diğer tüm türleri yok etme gücüne sahip.Bir düzen kurma isteği de,temelinde varolma ve en tepede olma isteğinin sonucu.Oysa korkumuzun kaynağı olan düzensizlik bir bakış açısından ibaret,kurgusal dünyamıza uymayan…

“Düzensizlik yalnızca düzeni ve farklı durumları kabul etme kapasitemiz olmadığı ölçüde var. Evren düzensizlikten etkilenmiyor; biz etkileniyoruz.”

Sağlam olmayan kabul edişler içinde, kendi iyimizi doğrumuzu oluşturuyoruz. Bir şey gözden kaçıyor daima: Zaman. Bu parametre bir çok şeyi yerle bir etmeye muktedir. Bilimsel veriler bile şimdilik bu kavramdan alıyor payını. Oysa bizde diğer türler gibi bu dünyada yaşıyor ve istesek de istemesek de onun gerçeklerine mahkumuz . İstisna olarak kabul ettiğimiz her şeyi,normal şartlar altında ya ihmal edip ya da yuvarlayıp bilimsel bir veri tabanı oluşturuyoruz. Bu ise gerçekliğimiz oluveriyor, inançlarımızla birlikte doruğa ulaşıyor. İnanç ve bilim birleşimi ise vazgeçilmez oluyor. Buna göre yargılara varıyoruz. Oysa yalnız değiliz ki,türlerle birlikte yaşıyoruz. Bıraktım türleri,başka bizden başka insanlarla yaşıyoruz,dili dini ırkı rengi farklı insanlarla. Bunu kabul etmekte bile zorlanıyoruz çoğu zaman. Bir düşman yaratmak içinse hiç çekinmiyoruz.

“Nefret ettiğimiz insanlardan sonsuza dek uzak kalamayız. Öte yandan, yine aynı nedenle, sevdiklerimize asla büsbütün yakın olamayacağımızı da düşünebiliriz.”

Varolma çabası içinde ne cevreye,ne de bizden olmayana saygımız var. Yok etmek içinse,bu teknoloji ve bilimin yanı sıra da inançtan yararlanıyoruz. Birarada yaşamak yerine bir sürü acı üretiyoruz. Kendimize ve elbette çevremize…

“Ama biz insanlar, birey olarak önemimizi arttırdığı için acılarımızın suçunu büyük katliamların üstüne atmaya eğilimliyizdir; gerçek her zaman küçük harflerle yazılıyor.”

Bunlardan kurtulmak ve varolmanın yanında, anlam arayışımızı sürdürüyoruz. Bu süreçte kelimeleri,sosyal ve psikolojik etmenleri kullanıyoruz. Rakamlardan fayda umuyoruz toplamına felsefe diyoruz.

“Felsefe ve aşk, görünmeyen evrenlerde birbirlerine kılıç çekmiş bekliyor. Ama savaş ve cinsellik yekvücuttur.

Bazen haklı çıkmak için,bazense suçlu göstermek için kullanılan rakamlar söz konusu biz olunca küçük gerçeklere dönüşüyor. Küsürat ve istisna olup yok sayılınca veya hiçliğe yuvarlanınca acayip öfkeli oluyor ve saldırganlaşıyoruz. Bir olayı anlamadığımızda ise düşman kabul ediyoruz.

İzole bir yaşamı tercih edenlerin bu ahlaksal ve toplumsal baskıdan çıktığını var saymak ne kadar doğru? Bir adaya hapsedilen iki insanın varolma mücadelesi içinde düşman gördüğü çevreye verdiği anlamsız zararın boyutlarını ve öteki ile kurulmayan iletişimin sonuçlarının korkunçluğunu okuyorsunuz romanda. Sınırları işte o an kaybediyorsunuz.

Gerçek düşman, her an her saniye ve her durumda yer değiştiriyor. Silah arkadaşınız,düşmanınız oluveriyor. Yanınızda ki ile olamayan sağlıklı iletişim,sizi bir yokoluşa ve hiçliğin kıyısına getiriyor. Bir aşk ve nefret çizgisinde yaşanan kelimesiz paylaşımın cinselik olabileceğini; Cinselliğe yaklaşımın bile bir kurgu olduğunu, örtünmenin ihtiyaç olması yanında, ahlaksal ve toplumsal yönlerini de yakalıyorsunuz romanın satırları arasında. Bazen derin felsefik bir ikilem ve çıkarımın ortasında buluyorsunuz kendinizi ve savaşın anlamsızlığını ve acımasızlığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz.Bu kısa cümlelerle ve az karakterle örülü gerçeküstü romanda, ötekini anlamadan,üçüncü kişi yapmanın yıkıcı sonuçlarını ve nefretin ne kadar anlamsız olduğunu görüyorsunuz.

Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir