Eyl 21, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

SIRABOZAN

SIRABOZAN

SIRABOZAN/Mary Wesley

Anılar insanları var eden, o güne ulaşmasını sağlayan tortulardır. Ve bence soğana benzerler. Katman katman üst üste binmiş çoğu zaman tam bir halka oluştursalarda sınırları karışır birbirine. Asla emin olamadığın bir çok birikmişlik. Eğer gün olur da açmaya uğraşırsan onu sınırları belirsiz bir sürü halka kalır elinde. Bir de her açılım sende gözyaşı bırakabilir. Tüm anılarımızı sever miyiz? Tabii ki hayır. Ama en çok bu soğanları açarken yanınızda başka soğan sahiplerinin olmasıdır. Ortak bir geçmişten gelen insan soğanlar veya soğan insanlar. Açmaya başlarsınız anıları ve bir bakarsınız komşunun soğanı daha acı ve göz yaşartıcı. Sonra ortaya dökülen kimindi, hangi parça senindi bilemezsin. Ayrıca soğanın dışı sağlam olsa da içi çürük olabilir. Ve o hiç gözüne çarpmaz. Yaşadığını ve ya yaşamadığını sanmak ise bir yanılsama olarak kalır. Biriktirirken belki yanlış kodlamış belki unutmuş ve belki de unutmaya çalışmışsındır.
Kim olduğumuz ancak bizim tecrübelerimizin sonucu verdiğimiz bir cevap olması yanında insanlarda oluşturduğumuz anıların parçası olarak karşımıza çıkar. Bu anılarda bizim anılarımızla örtüşmeyebilir. Kan bağı olsa bile yani oğlumuz kızımız annemiz ve babamız içinde ne ifade ettiğimiz farklıdır. Bazen onlar bizi bizden daha iyi tanımışlardır. Bizim unuttuklarımız ise onların daima aklındadır. Bize aktarılan davranışlar da kan bağı olan insanlara da yansır:

“Kan bağları, iletişimsizlik söz konusuysa, şaşırtıcı olabiliyor.”

Bizim yaşamımızda gelip geçenleri gerçekten doğru değerlendiriyor muyuz? Ya da onları gerçekten tanıyor muyuz? Bu sorunun cevabı çok karmaşık. Diğer insanların onlar hakkında ne düşündüklerini ve ne yaşadıklarını da bilmek gerek bazen bunun için.

Tamamlanmış bir benlik ile yarım benlik arasında ki farkı ve gidiş gelişleri okuyorsunuz romanda. Anıları ile kirletilmiş bir dünya fikrine saplanmış bir yaşlı kadının kendini geçmişini yeniden keşfedişini okuyorsunuz. Ve elbette hayatta kalma çabasını:

“Benim gibilere göre, hayvanlar kişiyi yaşama bağlı tutmak için birer kanca gibidirler. Köpeği, kedisi, muhabbet kuşu yüzünden bağlarını koparamayan binlerce insanı düşün. Giderek yaşlanıyorken, karamsarlaşırken, hiçbir işe yaramayan, sıkılan yalnızca bu nedenle yaşama asılan binlerce insanı düşün.”

Dar bir çevre de geçen roman, annesini öldürmüş bir insanla intihar eşiğindeki bir yaşlı kadının kısacık bir andaki yaşamını anlatıyor. Enseste bulaşmış bu tamamlanmış benliğin tüm geçmişi olmasa bile geçmişinin karanlık yönlerini keşfediyoruz romanın satırları arasında. Hiç bilmediği bir eşe sahip olduğunu anlıyor tecavüze uğradığını ve ensest bir ilişkiye ses çıkarmadığını keşfediyoruz. Dili kolay anlaşılır ve kısa cümlelerden oluşuyor. Karakterlerin azlığı ise sizi koparmıyor romanın atmosferinden.
Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir