Mar 9, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

ŞEYTAN’IN GÜNLÜĞÜ

ŞEYTAN’IN GÜNLÜĞÜ

ŞEYTAN’IN GÜNLÜĞÜ /Leonid Andreyev

Şeytan, bir sürü ismi olan bir olgu. Bir sürü dinsel ve mitolojik öykünün kahramanı… Cennetten kovulmamıza sebep, önümüzde eğilmeyen melek. Bir çok dinsel figürün baş kahramanı. Tanrının düşmanı, kovulmuş bir melek ya da düşmüş bir melek… Bir imparatorluk kralı,cehennem sahibi…

Aslında öykü çok değişik değil,tek tanrılı dinlerden önce süregelen bir öykü,pek çok mitolojik öykünün en önemli figürleri,İyi ve kötünün çarpışmasının doruk noktası.dillere pelesenk olmuş bir figür,her türlü üçkağıtın, düzenbazlığın, cinayetin, yolsuzluğun kaynağı…

Şeytana uyulur işte eni kökü. Bir suç işlemek için,irade değil de şeytan suçludur. Kültürel olarak böyle ve bu insan olmanın gereği gibi tabi. Ego,ayakta kalmak için savunma mekanizmaları geliştirmiştir ve bu da en büyüklerinden biri, bir yansıtma ihtiyacı adeta. Oysa tecavüz edip,şeytana uymakla durumu açıklamak pek akla uygun bir söylev değil …

“Yalnızca başkalarını aldatabilene nasıl büyük yalancı denir? Asıl kendine yalan söyleyip bir de ona inanacaksın -işte sanat budur!”

Kendimize yalanlar söyleriz her zaman ve bunu da bir sebebe bağlarız. Şeytan bu konuda biçilmiş bir kaftan sanki. O suçlu ve kötü bense ona uydum. Oysa insan doğası, kötü hayvani ve vahşi. Bunu anlamak için yapılan tüm çalışmalar, yazılan öyküler aksini ispat edememiş. Aradığımız şeytan içimizde oysa, dışarıda değil. Şeytan bir çıkarım ,bir rasyo aslında ya da içimizdeki ile olan arasında bir rasyo.

“Rasyonalizm de budalaların aklıdır. Ama çaresiz budala rasyoyla yetinirken, akıllı insan onun ötesine geçer. Budalalıkta kök salmış kişinin gözünde, rasyosu bir bayramlık elbiseden ibarettir; böyle biri, herkesin üstünde görebileceğin bu ceketi, diğer insanlar görsün diye taşımaktadır; ve fakat rasyodan zerre kadar nasibini almadan yaşar, uyur, çalışır, aşık olur, nihayet korkudan titreye titreye ölür gider.”

Hepimiz yaşayıp giderken, bir sürü yola sapıp,bir sürü kandırmaca içinde yaşıyoruz. Bu süreçte bir çıkış ararken bazıları inanç sitemlerine dalıyor,bazıları doğaya,bazıları tasavvufa… Hepimizin çıkış noktası ayrı.
Kitap insan kılığına girmiş,canı sıkılmış şeytanı betimlerken herkesin yanlızlığına dikkat çekiyor:

“Yalnızlığım çok büyük, çok derin olduğu için oynuyorum; yalnızlığımın dipsizliğinden korkuyorum! Kendimi karanlık bir uçurumun kenarında buldum; aşağı habire sözcükler atıp duruyorum; nasıl da ağır sözcükler, ama düştüklerinde en ufak bir ses gelmiyor. O uçuruma kahkahalar, tehditler ve gözyaşları atıyorum. Aşağıya tükürüyor, bağrına taşlar, kaya parçaları fırlatıyor, dağlar tepeler deviriyorum -ama hep aynı boşluk, hep aynı sessizlik. Hayır, samimiyetle söyleyeyim, uçurumun dibi yok dostum ve sen de ben de boşuna uğraşıp didiniyor, ter döküyoruz!”

Kendi yalnızlığımızı, çaresizliğimizi  anlatmak içinse, kelimeler kullanıyoruz.Yazar kullandığımız dili “Hırsız bir komisyoncu” ,kullandığımız dili ise ”aşılmaz bir duvar” bir duvar olarak tanımlıyor. Bedene hapsolmuş ruh ise ,bir çıkış arıyor bunu da inanç sistemleri sağlıyor elbette. Sonsuz bir yaşamı vadettiği bir gerçeklik. “Dünya aldatılmak ister” diyor yazar. Kandıran kim,kandırılan kim belli değil elbette. Şeytan insan kılığında kelimeler eşliğinde güzelce kandırılıyor ve sonunda insan oluyor. İnsan olmanın sınırları içine giren bir ölümsüz ruh. Farkımız var mı diye bana sormayın kendinize sorun.

Derin birçok cümlenin gösterdiği bu dar patikada kendinize ait çakıl taşlarını toplamanızı diliyorum.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir