Ağu 22, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

SESSİZLİĞİN YANITI

SESSİZLİĞİN YANITI

SESSİZLİĞİN YANITI/Max Frisch

“Tek bildiği, hayatını bir kez heba ettiysen geri dönüşün olmadığı; geçmişe müdahale edilemeyeceği, geçmişin telafi edilemeyeceği ya da düzeltilemeyeceği; merhamet yok; daha önce hiç farkında olmadığı kadar farkında şimdi insanın yaptığı ya da yapmadığı “şey”in nihai olduğunun, her hatanın ya da her ihtimalin ve evet, burada oturmanın bile bir tekrarının, telafisinin olmadığının ve bunun durdurulmayacak bir şekilde süregittiğinin- insan neden yerinden kımıldaması gerktiğini bilmese de böyle bu.”

‘Neden? ”Soruların içinde içinin bu kadar zor dolduğu başka bir soru var mı bilmiyorum. Belki ilk kelimelerimizden birkaçını ağzımızdan güç bela çıkardığımız günlerden bu yana,daima sorduğumuz soru. Neden?..Buna verilebilecek mümkün cevapların en iyisi içinde yaşadığımızı düşünmek ise, yaşama sebebimizdir. Oysa o kadar seçenek içinde,kendi hayatımız hayal gücümüzle yarattığımız dünyamızın neresinde ki?

“Neden hayatımızı yaşayamıyoruz, bu tarifsiz ilahi dünyada sadece bir defaya mahsus bulunduğumuzu bildiğimiz halde!”

Hayaller, özlemler,arzular ve tutkularla örülü bir ütopyadır. Oraya ulaşmak bir amaç olursa bile,ulaşmak ulaşabilmek ayrı bir olgudur. Oraya ulaşınca ne olur ki:

“… olur da dağa tırmanmayı başarırsa başka biri mi olacak? Bir özlemden, gerçek bir hasretten yoksun kalanın payına düşen hırstan başka nedir ki?”

Yürümeye başladığımızdan beri,bir eylem dünyasına hız vermiş oluyoruz. Durağan bir varoluşun bir ‘adım’ ötesine atılan ilk adım. Yürümek ,bir mesafe katetmenin yanında bize özgürlük hissi ve aynı zamanda keşif imkanı tanır. Eylemler içinde varlığımızı sürdürürken nasıl birsi olacağımıza ya da nasıl bir hayatı seçeceğimize karar veririz.Bir başka,bambaşka önemli biri olma isteği bu anlarda ortaya çıkar belki de. İlk örnek aldığımız insanın kişiliğinde ve ya hayal kahramının izinde ki, bizde büyük ve farklı biri olacağızdır. Ama çok insanın hayatı sıradan bir ritim içinde kaybolup gider. Adını kimse hatırlamaz.Yaptıklarını ise her ne kadar yüce bir gönülle istekle yapmış olursa olsun kimse hatırlamaz ve taktir etmez. Keza tersi de mümkündür. Çok az insan ünlü tiranların anne babası veya kardeşini hatırlar oysa var olmalarını borçlu oldukları kişiler onlardır.

“En azından kendi hayatının öyle olduğunu düşünüyor: Onun hayatında net bir akış ya da hayatı boyunca ona eşlik eden temel bir düşünce yok; süreçler ya da eylemler olmaksızın eriyip kayboluyor hayatı, tutku solup bir ruh haline dönüyor, kararları da kum misali parmaklarının arasından kayıp gidiyor; her seferinde bir avuç dolusu kum alsa da elini her açtığında bir şey kalmadığını görüyor, ümitsizliğe kapılsa ümitsizlik de yitip gidiyor tıpkı umut gibi, sevinç çığlıkları gibi, acı gibi ve her şey gibi, yaşamın tamamı gibi.”

Hiçliğin ortasından birileri tarafından çekilip dünyaya fırlatıldığımızdan beri içi hiç dolmayan neden sorusuna cevap arayıp duruyoruz. Neden geldik,neden burası, neden ben… Hiçbirine verilecek doğru dürüst cevabımızın olmamaması bizi sinirli, saldırgan, narsist ve çekilmez yapabiliyor. Dev aynasında ki ilüzyonu seviyoruz da aynanın kırılma ihtimalini sevmiyoruz. İçimizde bizimle doğan tomurcuk bazen açsa da,çoğu zaman o tohumla ne yapacağımızı bilmez bir halde aldığımız yere geri bırakıyoruz. Bazen de bizden sonrakilere al bunu ben ne yapacağımı bilemedim sen bil diye teslim ediyoruz. Kaçımızın elinde eskiden,çok eskiden kalma bir tohum saklı acaba? Kaçımız bunu bir ağaç yapabilecek?
İnsan kendi anlamını,amacını ararken anı şu dünyada değiştirebileceği tek zaman dilimini kaçırıyor ve elinde kırık dökük hayaller, biraz sevinç, çokça acı dışında bir şey kalmıyor.

Kendi yazgısını bir dağa ve tırmanışa bağlayan ve evlilik öncesi bir sürü şey deneyip başaramamış bir gencin kısacık öyküsünü okurken; kendi dağımızın neresi olduğunu sorguluyorsunuz. Kim bizim rol modelimiz? Hangi istediğimi yapabildim ve yapabilirim? Aşkın doğasında ne var? Emek bir aşk için yeter şart mı? Yoksa ani bir “yıldırım çarpması” emeğin yerini alır mı? Hayaller içinde evlilik nerede durmalıdır? Bu soruları soruyor yazar ve kendince cevaplar veriyor tabi kendi hayatından esinlenerek.

Sahi dağınız nerede? Ne zaman tırmanışa geceksiniz?
Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir