Tem 23, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

SARDALYANIN GİZEMİ

SARDALYANIN GİZEMİ

SARDALYANIN GİZEMİ/Stefan Themerson

Bir süreç yaşam ve bu süreç bazen uzun,bazen kısa ama bilinçli bir süreç yaşamadan biten yaşamların aksine bilinçli varlıklar için yaşam bir seçim süreci. Bir sürü şeyi seçmek için fırsatlar yumağı. İçinden seçtiğimiz ipliğin ucu bazen çözüme,,bazen de ölüme götürüyor bizi. Ne kadar çok şeyi seçip yaşayabilirsek o kadar bize ait yaşam. Ama seçmek eylemi sorun. Ne olursa olsun bizi anne babamızdan ayıran derin uçurumlar pek yok. Çünkü bilinçsiz yaşam onlarla başlayıp onları taklit ederek devam ediyor. Yaptıkları söylediklerinden daha bir etkili oluyor hayatımızda. Ve seçimler onlarınkine ya uyuyor ya da zıttında oluyor.
Sorgulamaya başladığımız o ergenliğin en deli dolu zamanlarında bile bilinçaltı bize hükmetmeye devam ediyor. Arka planda akıp giden öğretiler içinde toplumsal kurallar ve ahlak kuralları en yakınımızca tasvip edilen kurallar veya seçimler oluyor. Kötü kavramı işte burada devreye giriyor. Kural dışı olan ya kötü ya da tasvip edilemez oluyor genel anlamda. Oysa evrensel kuralları yazan da bozan da aynı insanlık.

“… Sen bir dış güç tarafından verildiği için ahlak kurallarımız olduğuna inanıyorsun. Bense ölü bedenler pis koktuğu için böyle kurallarımız olduğunu düşünüyorum… İnsan ölü bedenlerin pis kokusunu sevmiyor… Ama etrafındaki dünya öyle ki öldürmek ve ölü bedenler üretmek zorunda kalıyor. Öldürmekten hoşlanmıyor demiyorum. Kokudan hoşlanmıyor diyorum. Çelişkinin özü bu. Öldürme zevkini bozan nahoş çürüme kokusu karşısında burnunu kapatmasına yol açan o dünya-dışı gücün ne olduğunu soruyor ve cevap olarak dinlerini ve ahlak kurallarını icat edip, sinir sisteminin üst kusmının medeniyetin başlangıcını yaratmasına izin veriyor; nihayetinde ise sadece etin bozulmasını geciktiren buzdolablarını değil, aynı zamanda hava sızdırmaz gaz odalarını, canlılardaki proteinleri okside eden alev makinalarını ve kokusuz temiz atom bombalarını icat ediyor. Böylece medeniyet bir zamanlar onu doğuran şeyi bastırmanın yolunu buldu. Hayır medeniyetimiz ateizm yüzünden değil, ölümün kokusunun giderilmesi yüzünden intihar sürecinde.”

Asıl ilginç olan etrafı sorgulamaya başladığımızda çıkardığımız neden ve sonuçlar. Birbirine uymayınca yıkım ve kıyım başlıyor. Mesela semai dinler tek tanrıya inanıyor olsa da bu tanrı herbiri için özel ve sadece ona ait. Ya da tek tanrı kendini ifade etmek için yarattığı bu evreni,o dinin kurallarınca yönetiyor başka kurallar ise kabul edilemez oluyor. Hiçbir din kendini üstün ve en değerli görmekten kendini alamıyor. Bu sebeple savaşlar, yıkımlar çıkıyor ve elbette kişisel acılar saçılıyor etrafa.


Savaşı yaşamış bir yazarın kaleminden sorgulanan varoluşsal sorunlar yanında,milletlerarası hukuku oluşturan çıkar ve aitlik duygusunun sorgulandığı bir roman. Kökeni ne olursa olsun bir insanlığın parçası olmaktan çoktan,vaz geçip parsel parsel yapılan bu dünya içinde yaşarken kime aitiz,ailemize mi,ülkemize mi,dinimize mi,yoksa başka bir şeye mi? Bir gerçek dünyada mı yaşıyoruz yoksa bir kurgusal yanılsama içinde mi? Başka gerçek bir dünya var ve o güneşin etrafında dönerken biz ancak onun yansımasını mı yaşıyoruz? Bunları ahlak kurallarını sorarken ve neden sonuç ararken buluyoruz yazarı bir de madde ve yapı taşlarına kadar götürdüğü bir varoluşçu sorgulamayı. Sicim teorisinin ayak izlerini okurken gülümsüyor; gerçeküstü sardalya avcısı babaları okurken gülümsüyor ahlak kurallarını zorlayan ilişkilerde toplumun kurallarını sorguluyoruz. Bunları bir kotada eritmenin zorluğunu bazen teorik bazen felsefik bazen de günlük dili kullanarak aşmış yazar ve bir de gizemli bir insan ilişkileri ağı kurmuş. Bir polisiye roman edasında takip ettiğiniz kurgu yaratmış size bunları atlatma çabası içindeyken.

Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir