Ara 16, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

SANCI…SANCI

SANCI…SANCI

SANCI…SANCI/Necati Tosuner

Gün birçok şeyle birlikte başlar. Bunlardan en önemlisi biraz ışık,biraz ısı ve çokça umuttur. Başlangıç,her zaman ve her coğrafyada bir törensel andır. Bir sporcu için, bir öğrenci için, bir genç için…Tüm kültürlerde kendi aralarında belli bir ritüele sahip her başlangıç bir umuttur . Sabah tam da bu nokta da durur. Pek çok atasözü sabahı övmüş,pek çok umut sabaha yatırılmıştır. Kültürel değişikliğin çok az olduğu bir noktada durur “sabah”. Günün ilk ışıklarıyla yeniden doğar sanki doğa. Akşam ölmüştür de,güneşin ilk ışıkları ile canlanır.

“Sabah.
Eşinmişiz, kıpırtısız ortalığın serinden serinden ağarması. Ve sıcak bir gün olacağı sezisini birlikte getiren bir sabah. Sessizlik. Ve kentin gri uzantısı üstünde sessizliği yöneten güneş. Güneş ve sessizlikte ağır ağır çözülen kırağı. Sonra bir de bakılacak ki, yeşil üstünde -çalıda, çimende, yaprakta, deli otta- bir ıslaklık… Kırağı çözülmüş, ısınmış bir sabah olmuş, -olacak.
Sessizliğin derinliğini biçimleyen bir kuş sesi. Sonra bir başka kuş sesi daha. Sonra ilk tramvaylardan bir tramvay, -sesi. Geçip giden bir tramvay görüntüsü sonra.
Ve insanlar.
İnsanlar…”

Yenilenen sadece umut değildir elbette. İnsanlarda canlanır,kalkarlar sıcak yataklarından. Kimi zorla ,güle oynaya…Kiminin yüzüne yapışıp kalır gecenin tortusu; kimi pür neşe uyanır gece ve karanlıktan kurtulup. Bir hareket başlar insanlar arasında. Gelip geçen insanların birbirine bir şekilde bağlı hayatları vardır. Biz bunu bazen fark ederiz, bazen etmeyiz. Ama dokunuruz hayatlara, onlarda bizimkine elbette.

“Coğrafya kaderdir” der ibn-i Haldun ve haklıdır da… Peki coğrafyasını değiştiren veya değiştirmek zorunda kalan insanlar? O vakit bir çarpışma oluyor kültürler arasında ve ortaya karışık bir şekilsizlik çıkıyor. Kültürel bir kayma veya yozlaşma… Ama ne olursa olsun insan insandır, Acılar,sevinçler,hüzünler aynıdır da,ifade şekli başkadır. Aşk aynıdır mesela, aldatma aynıdır, şiddet aynıdır…

Almanya-Ankara hattında yazmış yazar bu romanı.Dönemin şartları ve insan manzarası eşliğinde,birçok insanın kopuk ama bir yerde kesişen hayatlarını anlatıyor.Dili akıcı ve farklı günlük ağızları kullanılmış. Karakter seçiminde, daha çok ezilen kesimi incelemiş. Mecburiyetler komedyası ortaya koymuş;İçinde aşk, acı, ölüm, nefret ve tabakalaşma olan bir günlük yaşamlar zinciri. Coğrafyanın değişimi ile sakat kalmış, yabancı kültür içine giremeyen bir kültürel çarpışmayı sermiş gözler önüne. Ve elbette bir döngüsel şart olarak günün ve günlerin sonunda gelen gece ve karanlıkla bitirmiş romanını.

“Islak, yapışkan bir gece. Ve serin. Ve arada bir vuran esintinin keskinliği. Yağmakta hiç de nazlanmayan bir yağmur dinmiş şimdi. Her yerleri basmış ve az önce çekilmiş sel. Yerlerin sel çekilmiş gibi yapışkan ıslaklığında parıldayan Işık’lar ve… karanlıkta yitmiş bir umut.
Olmayan bir umut.
Sanki hiçbir zaman olmamış -olan- bir umut.”

Bu keyifli dile sahip romanda umut sorgulanmış en çok ve insan gerçeğinin neden değişmediği…
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

  • avatar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir