SAHİLDE KAFKA

SAHİLDE KAFKA/Haruki Murakami

Uzak doğu edebiyatı son zamanlarda daha çok olmak üzere, git gide artan bir ilgi ile takip edilmekte. Bu noktada Murakami benim ilk tanıdığım Japon yazarlardan biri. Bu kitap, fantastik kurgusu ve ismi ile dikkatimi çekmişti.

“Bak, Kafka Tamura, belki de dünyadaki hiç kimse özgürlüğü arzulamıyordur. Arzuladıklarını sanıyorlardır sadece. Her şey bir ütopya. Eğer ellerine özgürlük gerçekten geçecek olsa, çoğu insan ne yapacağını şaşırır. Bunu aklında tut. İnsanlar aslında özgürlüklerinin kısıtlanmasından hoşlanırlar.”

Kitap sürükleyici bir kurguya sahip. Gerçek üstü öğeleri sizi rahatsız etmiyor doğrusu. Bir çok faktörü bir arada buluyorsunuz kitapta.Arka planda akan bir Japon kültürü, kişisel ilişkiler, ve en çok sorgu. Norm sorgulanıyor bu kitapta, bir de anılar. Bir film izledim yakınlarda ve bir vurgu yapıyordu. ‘Bizi biz yapan anılarımız mı?’ Eğer öyleyse hayallerde anı gibi algılanabilir beynimizce. “Anılar insanın vücudunu içten içe ısıtan şeylerdir. Fakat aynı zamanda lime lime de edebilirler.”

Sahilde Kafka, bir hesaplaşmanın romanı aynı zamanda ve birbirine yabancılaşmanın romanı. Emin olun bu yabancılaşma sadece ötekine olmuyor; kendimize ve ailemize de yabancılaşıyoruz. Bir sonsuz arayış bulunuyor bu noktada .Yabancılar arasında kaybolmuş her şeyi arayabiliyor insan. “Benim aradığım güç, yenmek ya da en azından yenilmemek için lazım olacak bir güç değil. Dışarıdan gelen etkileri kesmeye yarayacak bir güç de değil. İstediğim, dışarıdan gelen gücü karşılayıp ona dayanmayı sağlayacak bir güç. Haksızlık, şanssızlık, üzüntüler, yanlış anlamalar, anlayışsızlıklar…Böyle şeylere sessizce direnmemi sağlayan bir güç.” Evet bir güçte aranıyor. Bir sıradan var oluş öyküsü bir çok öge ile birleşince bu kurgu çıkmış yazarın karşısına. Keyifli zaman geçirmek adına okuduğum bir romandı ve doğrusu hakkını verdi. “Ben güvertede tek başına bir denizci, o ise deniz. Gökyüzü tamamen kurşuni bir renge bürünmüş, çok uzaklarda yine kurşuni renkteki denizle birleşiyor. Öyle anlarda, deniz ile gökyüzünü birbirinden ayırt etmek güçleşir. Denizci ile denizi ayırt etmek de zordur. Gerçekler ve insanın yüreğinden geçenler de kolayca ayırt edilemez.”

Ömer AYDEMİR

468 ad