Tem 15, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

SADIK RUSLAN

SADIK RUSLAN

SADIK RUSLAN /Georgi Vladimov

“Yakala Ruslan Yakala!”
Sevgi ve görev… Çok da zor kavramlar gibi görünmüyor aslında. Sevdiğin bir şeyi yaparsan, görevin olmaz gibi ya da görevini seversen,mutlu olursun gibi çoğu beylik genel geçer tüm kalıpları biliyoruz hepimiz. Bu ikisini birbirine bağlayansa “sadakat” gibi yüce bir duygu ya da erdem. “Sadık” olmak bir meziyet… Görevi sadakat ile yaparsan seversin. Ya da sadakat,bir görev sevgisi doğurur.Amaç olmalı diye başlıyoruz bu hayata. Bir amacı olmalı diye sorguluyoruz her şey ve herkesi. Bir görev duygusu ilk ne zaman içimize kaçıyor bilmiyorum ama bir sabah bu duygunun boşluğu veya hoşluğu veya dürtüsü ile uyanıveriyoruz. Bir de bakmışız,listelerce var bundan. Sabah kalkınca başlamıyor ama ölene kadar kalıyor içimizde.
Dikenli tellerle örülü güvenli bir alan oluşturmayı istiyoruz daima. Bir sürü madde var bu tellerin hammaddesinde. İlk önce güzel bir coğrafya seçilir ki çoğumuzun bu şansı olmaz. Toprak düzlenir. Mekan oluşturulur,baraka iyidir de bazıları lükse kaçar. Mekanın içinde rahat etmemizi sağlayacaklar vardır. Aile mesela… Sonra bu mekan bir toplumun parçası olmalıdır ki daha büyük belalardan hep beraber korunalım. Komşumuzda bizim gibi ise sorun olmaz. Sonra çit örmek gerekir iki nedenle: Birilerini uzak tutmak ve bizi kendimizi uzak tutmak için kirden,pisten bizim olmayandan,acıdan ve korkudan…

“Teller bir kez çekildi mi kimse yaklaşmaya cesaret edemezdi. Bu onların telleri olacaktı çünkü teller her zaman mahkumlar tarafından çekilirdi.

Böyle çitlerle yani kurallarla,yasalarla,korkularla örülü kamp alanı,kendi elimizle yaptığımız dikenli tellerle korumaya aldığımız kamp alanı bizim güvenli musmtlu huzurlu yuvamızdır. O alanda her şey kontrol altındadır ve her şey bizim istediğimiz nizami doğrultuda ilerler. Ya dış dünya? O karışık karmakarışık işte. Bir kaos,bu düzenin yanında:

“Kendisi kampı salt iyi olarak anıyordu, kamp hakkında güzel anılardan başka bir şey yoktu. Biraz dışarıda yaşadıktan sonra bir takım karşılaştırmalar yapabilirdi. Orada insanlar birbirine kayıtsız değildi, orada insanlar birbirlerinin yaptığına dikkat ederdi. İnsan, hiç görülmemiş kadar büyük değer sayılırdı. Onun bu değeri ondan korumalı, bu değerini kaçma hayalleriyle harcamaya kalkışırsa bizzat onu cezalandırmalı, yaralamalı, pataklamalıydı. Ne olursa olsun kurtuluşun acımasızlığı var! Sonuçta geminin direkleri, onu kurtarmak istediklerinde kesilebilir. Zaten cerrah da iyileşmeyi umduğunda keser bedeni.”

Bir toplama kampının anatomisi ve fizyolojisi eşliğinde bir görev yüklü köpeğin gözünden yıkılan cennetin aktarımına şahit oluyoruz. Bir tarafta olaylar gerçekçi şekilde olduğu gibi aktarılırken; bir taraftan da köpeğin gözüyle aktarılmış kitapta. Efendi-köle ilişkisini, sahip-köpek açılımı içinde ele almış. Bu sürecin nasıl bir sürü ritüel ve alışkanlık sonucu oluştuğunu aktarmış. Bu parametrelerin birer oyundan ve görevin de bir oyundan ibaret olduğunu anlayamazsan ne olacak,onu göstermiş. Elbette amaç,bir dış dünya ve yaşanan acıların aktarımı olmak yanında,içsel çözülmeler…Bunlar çok iyi göndermelerle aktarılmış okura. Fiziksel bir yapının içimizde ki yansımaları ve belki de içimizdekinin dışa vurumu,ayrım yapmak oldukça zor. Ama gerçekliğin flu çizgisini görmek mutlu etti beni bu romanda. Şartların oluşturduğu gücün ve imtiyazın aslında, kırılgan bir sürü kabullenmelerin üzerine inşa edildiğini tekrar hatırlattı bana. Öküzün boynundaki ip değil,onu tutsak eden…

“Hem zincirlerin senin adına konuşuyorsa, kükreyip durmaya, kendini hırpalamaya ne gerek vardı!”

Güvenli alanı terk ettiğimizde,ne kadar süre ve nasıl yaşarız? Hepimiz yaşadığımız kovuğu severiz ve orada yaşamak isteriz. Elimizde olmadan geçirdiğimiz her değişim bizi alt üst eder ve eski değerlerin hükmünü yitirdiği yerde,kişisel ve bedensel yıkım başlar. Artık ne eski sen olabilirsin,ne de uyum sağlamazsan hayatta kalabilirsin. Eskiye körü körüne bağlı,görevine aşık,sadık bir köpeğin hazin öyküsü… Okurken kendi içsel kampımı gördüm yeniden. Ve kaostan tekrar ürktüm.
Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir