Ağu 3, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

RESUL

RESUL

RESUL/Hüseyin Kıran

Bir duvar, binlerce tuğladan oluşur fakat duvarın binde biri bir tuğla değildir… İnsanda binlerce parçadan oluşur ama binde biri bir insan etmez. Bir bütün olarak varız kendi varlığımızla, varız ve biz dünyada biriciğiz. Kimseye benzemiyoruz ve bazen bu kimseye benzemeyen ‘ben’i korumaya ihtiyaç duyuyoruz. Sürekli bizi gözleyen bir varlık veya gözden… Bunun için bulduğumuz bir çok yol var; duvar örmek mesela diğerleri ile aramıza. Ördüğümüz bu duvarın hem teknik hem de duygusal problemleri var elbette:

“Etrafımı dolayımı sağlama almam gerektiğini biliyor bunun için işimi görebilecek yekpare bir malzeme düşünüyor bulamıyordum…önümde buldum bir tuğlaydı bu… Bu tuğladan ya da düşünce kalıbından ne kadar üretebilirdim?… Gerçekten kendime derme çatma bir koza oluşturmak on dakikamı bile almadı.”

Düşünce kalıplarından oluşturduğumuz bu duvar elbette bizimdir de, bizi ne kadar ifade eder.Bu soru kolay kestirilemez ve de duvarın en kötü yanı saydam olmayışıdır.İçi dışarıdan,dışarısı içeriden  görülmez ve küçük daracık yalnız bir odadır orası. Çok fazla şey sığmaz içine,hangi duyguyu alacaksın mesela kocaman öfkeni mi, derin yalnızlığını mı, bütün vazgeçişlerini mi? Hepsi senin içindedir de,görülmesin diyorsan duvarın çok kalın sessizliğin ise çok derin olmalıdır.
Duvar bir kenara bazen kafesi tercih edersin de olay yine aynıdır değişmez elbette. Suni solunuma hatta suni solunum cihazına ihtiyaç duyabilirsin. İşte o an kontrolü yitirirsin,başkası bir makina senin yerine karar vermeye başlar .O zaman kaçmaya da başlarsın tüm dünyadan ve gerçeklerinden sığındığın örümceklerle paylaştığın bir hela oluverir. Örümceklere duyduğun saygı,onların önünde eğilmene yarar eni kökü de onlar bile fark etmezler seni. Suni solunum cihazına bağlı,suni teneffüs zamanlarını bile ararsın.

Hüseyin Kıran bir metafor yaratmış romanında ,bir geçiş vazgeçmek öykücükleri içinde… Hayatın tüm gerçek yanlarını ortaya koymak için bir sürü metafor. İşkence, yalnızlık, aşk, seks için bir sürü şeyin içine girmiş. Her hücresinde diğeri olmayı istemiş ve bunu ancak o düşünce kalıpları sayesinde yaşamış. İçinde bir sürü boşluğu barındıran insan olmuş önce:

“İnsanın içi boşluklarla dolu. Küçük odacıklar çekmeceler( kilitli-sakın!) bölmeler geniş serin teraslar güneş görmeyen çekme katlar gömme dolaplar uyuma odaları sonu gelmez uzunlukta, karşılıklı iki duvarı sayısız portreyle kaplı karanlık dehlizler tekinsiz galeriler ve içlerinde korkunç tarifi kabil olmayan sıvıların akıp durduğu bükülgen borularla dolu insanın içi. Yine de bunlar tek tek tamamlanabilir. Fakat en kötüsü insan başı, içinde boşluk kelimesini taşıyor, bu asla doldurulamaz bir şey. Ne yapılabilir? En doğrusu bu kelimeyi unutmaktır. Ama bu nasıl olabilir? Unutması gerektiğini bildiği bir şeyi nasıl unutur insan? Öyleyse içini tamamlayamaz, ondan hep bir şeyler eksik olacak, hep bir yerleri boş kalacaktır.”

Sonra bir köpek, bir komidin ,bir çekmece… En sonunda hasmı ve kendine geri dönmüş bu metaforik yolculuğun sonunda. Hayattan vazgeçerken yaşamak için bir sebep ararken bulmuş kendini. Sebepleri yoksa bile,ona tamamen yabancı dünyaya tutunma çabası göstermiş. Endişeli ve tedirgin başladığı paranoyak yolculuğunu,yine bir vazgeçme isteği ile sonlandırmış. Bedensel olan yanında ruhsal göçebeliği yaşamış ve yazmış. Bir son beklemeden,bir başlangıca ihtiyaç duymadan,akıp giden bu kısa an içinde bir çok şeyin yaşanır olduğunu ispat edercesine… An’a sıkıştırılan bir ömrün belki de özetidir okutuğumuz bu roman.
Keyifli mi bilmem ama bir uçarı özgürlük yaşattı bana…

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir