Nis 11, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

RAHİP C.

RAHİP C.

RAHİP C./Georges Bataille

Savaşlar her zaman bir yıkım bırakır arkalarında. Bu yıkım,bir maddi hasardan daima çok daha fazlasını insan ruhunda yaratır. Tabii sosyal hayatın ta içine kadar süzülür bu yıkım.

Savaşa nasıl baktığınız çok önemli bir ayrıntıdır. Bir savaş,bir sürü ahlaksızlıktır mesela. Ahlaksızlığın geniş tanımı içinde en kötüsü yaşanır savaşta,bile bile ahlaksızlıktır ,biraz değil,çok çok…

“Ne güzel ne pis şey bilmek! Her şeye rağmen bunu istedim, ne pahasına olursa olsun bilmek istedim! İçimde öylesine büyük bir ahlaksızlık var ki, en korkunç kelimeleri kussam bile yetmez! Kussam bile kustuğum için mutlu olacağım. Kimse benden daha ahlaksız değil. Bildiğim için ahlaksızlık fışkırıyor her yerimden, bildiğim için mutluyum.”

Bilmek bir tarafa,savaş bir sürü bilerek yaşanan ahlaksızlıklar içinde bir mücadele şekli . Kendinle mücadele, şartlarla mücadele, hayatta kalma arzusu ile bir mücadele. Oysa basit anlamda insanın insanla mücadelesi…Başlangıç ise,kendinin kendi ile ve etrafı ile savaşı…Savaşın başlangıcı bir insanla mücadele ise,bir tarafı suç bir tarafı da kurbana denk gelir.

“İnsanlığın kendinden duyduğu korkuyu seviyorum! Sadece iki yol varmış gibi geliyor ona: Suç ya da kölelik. Aslında haksızda sayılmaz; ama suçlu da sadece suça göre köleliği görmekte üstüne yoktur. Genel olarak suçu ona bir kader, kaçınılmaz alın yazısı gibi gelir. Ya kurban? Kuşkusuz; ama kurban lanetli değildir, çünkü o tesadüfen kurban durumuna düşer: Alın yazısı sadece suçluya isabet eder. Öyle ki hükümran varlık bunaltıcı bir tutsaklığa yükümlüdür, özgür insanların durumu gönüllü uşaklıktır. Gülüyorum. Doğal olarak! Yüce insanlık, alçak görünmekten başka elinden gelmeyen suçlunun isteğine cevap veriyor! Köleler bile bu lanetli alanı suçluyua ayırıyorlar; dışında kalsa kendine hizmet ettirmeyi Öğrenir. Ama lanet göründüğü gibi değildir; lanetlilerin inlemelerine ya da gözyaşlarına mutluluktan ayıran yer, bir kum tanesinin gökyüzünde kapladığından fazla değildir!”

Bu kurban ve suçlu arasında yaşananlar ne olursa olsun,bir duygu seli akar ve insanlığın ortak dilidir tüm duygular. Duyguların sonuçlarında çıkan eğlemi birbirinden ayırmak ise ,fazlasıyla zordur.

İnsana özgü her şey insana kurulmuş bir tuzaktır: Ne yaparsak yapalım, hiçbir düşüncemizin bizi aldatmasına ve eğer hafızamız yeterince güçlüyse belli bir süre sonra da güldürmesine engel olamayız. En korkunç çığlıklarımız bile sonunda bir şakaya dönüşür; uçuk oldukları işitenler bir süre sonra endişe etmekten sıkılırken, çığlığı atanlar da kendi hallerine şaşmaya başlar. Hatta çoğu zaman en büyük mutsuzluklarımız bile anlamsızdır: mutsuzlukların temeli çekim gücüdür; önündeki iki yüzlülüğü görmemizi engelleyen de budur. Aslında, namussuzlukla bağlandığımız cümlelerden başka mutsuzluk yaratacak hiçbir şeyimiz yoktur. Bu nedenle, akli denge en dar kafalıların işidir, çünkü bilinçlilik dengeyi yok eder: yarattığı şeyi sürekli yalanlayan aklın işlevlerini dürüstçe kabullenmek tehlikelidir. Yaşam üzerine bir yargı, sadece son konuşanın dile getirdiği hakikat doğrultusunda anlamlıdır ve akıl ancak herkesin hep bir ağızdan bağırdı ve kimsenin bir şey duymadı anda rahatlar: Çünkü “var olan”ın ne olduğunu o an ortaya çıkar.( En sinir bozucusu ise bunun yalnızlık anında, sadece hafıza yoluyla ortaya çıkması ve bu sırada hem kendini onaylayanı, hem de yok edeni keşfetmesidir; öyle ki, önce varlık sürdürmek için yakınır, sonra da varlık sürdürmek için yakınma gerekliliğinden yakınır.)”

 

İnsanlık kendini ifade etmenin yolunu kelimelerle bulmuşbı dıruma ikincil olarak beden dili ise ikinci plana itilmiş. Bu nedenle beden ve kelimeler pek çok savaşı yazmış. Bedenler ölerek kelimeler ise yazarak ve okunarak.Bir mücadele ise kendinden başlayıp genele yayılır. Savaş ise bir çok parametreden oluşan bir bütündür, bazen tümden gelirsin?bazen  tüme varırsın…Kişisel bir yıkımın ortasında kendinle kurallarla başlayan,ahlak,din ve toplumsal kuralları sorgulayan yazılar da içinde bir tek savaş kelimesi geçmese bile,aslında anlatır savaşı. Kişiller bazında,şartlar bazında ve de sorgulama ve bilmek bazında…
Savaş bir yanıylada deliliğin kıyısıdır gerçeklik ve tüm bilinen normlar kaybolur,yerini olağanüstü başka dinamikler alır. İki kardeşin yaşamının, savaşa benzeyen dinamikleri de bize bir sürü şey anlatır. Kimlik yıkımı, dinsel kavram sorgusu, ahlak kavramı sorgusu vardır bu kişisel ve özel ilişkide. Savaş ise bunun yansımasıdır. Bir sürü yerinden bağlıdır bu kişisel süreç kitlesel histeri ve hezeyanın doruk noktasıbağlıdır savaşla. Bir deliğin,kimlik bunalımının ortasında iki kardeşin yaşadığı süreçler, bir sürü boşluk bırakarak yazılmış romanda. Kurgısundan çok,içeriği ve dili çok ilginç. Kurgusu büyük,tablo da tek tek anlamı bulmak zor. Yap boz parçaları gibi işin aslı. Bir sürü derin cümlelerin,felsefik bağlamda bir bütünlük oluşturduğu bir kurgu.


Karakter seçimi özel elbette.Bir kardeş olarak ikiz seçmiş,yani sınırları yine belli olmayan iki güç. İki alan,iki “taraf” aslında,sınırları belirsiz. Tıpkı savaş gibi toplumları yok eden ve arkasında bir yıkım bırakan savaş gibi… Sınırları belirsiz,kaygan bir zeminde yazmış yazar bu süreci;özetlemiş bize ait olmayanı,içimizde yaşayıp,dışımıza taşanı…Tıpkı savaş gibi.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir