Tem 23, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

PEKİN’DE SONBAHAR

PEKİN’DE SONBAHAR

PEKİN’DE SONBAHAR /Boris Vian

Öncelikle bu kitap ne Pekin, ne de sonbaharla ilgili bilmenizi isterim…
Gerçek ve konuşulan dil arasında uçurum var mı? Konuşurken kullandığımız kelimelerin bir çoğunu gerçek anlamı dışında kullandığımızı hiç fark ettik mi? Aslında fark etmiyoruz bunu bazen deyim diyoruz bazen kültür,ama kelimelerle gerçekler arasında uçurum var. Birbirini bazen kapsıyor ,çoğu zamansa bir boşluk oluşturuyor ki; bu boşluğu dilin doğal yapısı içinde,birikim ve alışkanlıkla biz tamamlıyoruz.

Bunu yaparken gerçeğe ne kadar yakınız? ”Gerçeğin trenini” yakalamak için felsefi metinler veya makaleler okuruz . Oysa gerçeğin treni ,bir çöle kurulmuş gereksiz bir “ray hattı” üzerinde gidiyor olabilir.

“Gerçek felsefe dünyayı görme biçimini öğrenmektir ve bir anlamda anlatılan bir hikaye felsefe metni kadar ‘derinlikli’ bir şekilde dünyaya işaret edebilir.” (Maurice Merleau-Ponty)

Yazar bir çok hayali hattı anlatırken,bir sürü boşluk bırakarak olduğu gibi sıradan hayatı anlatıyor aslında . Çölde gereksiz bir tren hattı üzerine yapıyor bunu. Kelimelerin gerçek anlamlarını kullanıyor hiç çekinmeden, patavatsızca ,mizah duygusunu kaybetmeden,pek çok kabul edilmiş değerle dalga geçerek ve hiç sınır tanımadan…

Yenilir yutulur bir söz değildi ama küçük lokmalara bölünmüştü.”

Çoğu zaman gülümsemeden ve bazen de kahkaha atmadan kitabı  okumak mümkün değil adeta.Eser bir çok bakımdan bir ilk ve sanırım bu tarz yazan başkaca bir yazar da yok. Kendine has üslubu ile o kadar güzel betimlemeler yapmış ki:

“Metro çok uzak değildi; sabırsız insan topluluklarını ağzının içine çekip çekip duruyordu. Belli aralıklarla da tam tersi bir davranışta bulunuyor ve öbek öbek insan kusuyordu; solgun suratlı, pelteleşmiş insanlar. Metro öyle kötü kokuyordu ki canavarın bağırsaklarının kokusu dışarı çıkan herkesin elbisesine sinmiş oluyordu.”

Anlatımı bu kadar sade ve derin olan kitap ,nadir okudum diyebilirim. Sıradan hayata,sıradanlaşan tüm ayrıntılarıyla göndermeler yapabiliyor roman. Felsefe yapıyor aslında, sıradan hayatın felsefesini; bir sürü gereksiz yaşadığımız ayrıntıyı yazıyor ve eleştiriyor çoğu zaman. Bu eleştiri bildiğimiz bir tarzda değil elbette.İçini istediğin gibi kendin dolduruyorsun. Yazarın belki de başardığı en güzel nokta da bu diyebilirim.

“Söz konusu bireyler düşünce biçimlerini öyle uzun uzadıya ve derinlemesine inceliyor ki, biçimin arkasına gizlenen düşünceyi göremez oluyorlar. İşlerine burnunuzu sokmaya kalkıştığınız zaman da başka bir biçim yaratarak önünüzü kapatmanın yolunu buluveriyorlar. Ayrıca, biçimin kendisini de bir sürü parçayla, dahice birtakım mekanik aygıtlarla geliştirmişler. Üstelikte bunu söz konusu düşünceyle kaynaştırmaya çabalıyorlar. Böyle olunca da düşüncenin saf fiziksel, duyumsal ve tepki niteliğindeki doğası tümüyle ellerinden kaçıp gidiyor.”

Mizah duygusunu kaybetmeden başarılan sorgulamanın bu şekli de çok güzel . Yazar öyle boşluklar bırakmış ki doldurmayı seviyorsunuz. Bir eleştirmen, çapraz bulmaca değil eserleri diyor Boris Vian için. Haklı aslınsa kübik bir bulmaca çünkü.

“Normal insanlarda böylesine güçlü bir üstünlük duygusu yok. Sizi horlayan bu değil; onların yaşam çerçevesi ve bu çerçeve içinde varlığı giderek küçülen birey aşağılıyor sizi. Ama önemli bir şey değil bu. Olanca manyaklıklarınız, hastalıklarınız, garip anlaşmalarınız ve kınadığım her şeyinizle içinize kapanmanızın, kendi kendinizle yetinmeye çalışmanızın nedeni de bu değil. Bunun bir tek nedeni var, kendinizi gerçekten çok sınırlıyorsunuz. Basit bir hormonal ya da zihinsel sapma yüzünden kendinize etiket yapıştırıyorsunuz. Bu çok üzücü bir şey. Üstelik bu yetmiyormuş gibi etiketin üstünde ne yazıyorsa onunla özdeşleşmeye çalışıyorsunuz.”

Keyifle gülerek okudum romanı. Göndermelerin derinlemesine hazzını yaşadım. Bu kadar düz bir metin aşırıya kaçmadan da sıradan hayatı eleştirebiliyor.
Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR

  • avatar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir