ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA

ÖRÜMCEKLERİN YUVALANDIĞI PATİKA /İtalo Calvina

Bir çocuk, bir savaş, bir yaşam ve birçok figür… Her ayrıntı bir var olma sorununu gündeme taşıyor. Bir çocuk ,annesiz babasız… Hayatında bir sürü eksik figür; dışarıdan eksiği giderilmeyen ve denese de ulaşamadığı çocukluğu. Büyümek zorunda kalmış büyükler dünyasında bir çocuk; çocuklar dünyasına hiç kabul edilmeyen. Bir sürü sıkışmış zaman. Savaş, faşizan yaklaşımlar, devrimsel inanmışlık, duygusal bağlılık hepsi iç içe geçmiş bir İtalya kasabası.

“Büyüklerin dünyasına sığınmak dışında bir şey gelmiyor Pin’in elinden: Tıpkı çocuklar gibi ona sırt çeviren büyüklerin, öteki çocuklar için olduğu kadar Pin için de anlaşılmaz ve uzak büyüklerin. Ne var ki, uçkuruna düşkün, polisten ödü kopan büyükleri alaya almak daha kolay, ama sonunda onlar da sıkılıp Pin’in ensesine şaplaklar indirmeye başlıyorlar.”

Varoluşçu bir yaklaşım sergilemiş yazar. Varlığımız, ”neyin bedeli ya da neye sebep?” Bir çok sorunun tek cevabı var aslında “toplumsal kimlik”. Bunu elde ediyoruz varlığımız yetmiyor buna. Davranışlarımızda yetmiyor bazen. Bize verilen rolü içselleştirmedik mi sorun?

Çocuk olmak ayrıcalığını yaşamak gerek, büyümek için. Bunu yaşamadığında büyük bedenlere hapsolmuş bir sürü çocuk dolaşıyor etrafımızda. Hayalleri çalınmış bir çocuksa tam bir felaket oluyor. Öngörülemezlik ön plana çıkıyor. Birçok değer her durum ve şartta değişiyor. Hapse girmek bir güç olabiliyor mesela. Dayak yemek ayrıcalık ve verem olup kan tükürmek bir prestij. Değişen insan davranışları toplama da yön veriyor ve doğru birden çok yol seçiyor kendisi için. Oysa yüreği güzel bir çocuk dönem adamı oluyor küfür ediyor, dalga geçiyor, hiç bilmeden alet oluyor büyüklerin oyunlarına.
“Gerçek bir tabancası olan kişi, olağanüstü oyunlar, hiçbir çocuğun asla yapmadığı oyunlar oynayabilir, ama Pin oyun oynamasını bilmeyen, ne büyüklerin, ne çocukların oyunlarına katılabilen bir çocuk. Şimdi de, herkesten uzak bir yere gidip tabancasıyla tek başına oynayacak, başka kimsenin bilmediği ve başka kimsenin asla bilemeyeceği oyunlar oynayacak.”
Bir çocuk aynı anda savaşı da sorguluyor. Kim başlattı, kim istedi, ne zaman bitecek. En önemli soruyu da soruyor tabii. “Eskiden daha mı iyi olacağız daha mı kötü?” Gerçekten bu soru belki de tüm zamanların sorusu. Her savaşta yok olan ne? İnsanlık denen şey bu şekilde var bunu fark etmek korkunç. İnsanın gerçek doğası bu; savaş seven, kavgacı ve bencil insanlık. Savaştığımız şeyin aslında kendimiz ve kurtulmak istediğimiz tüm gerçekler olduğunu anlıyoruz. Ötekileştirdiğimiz diğeri olmak için savaşıyoruz ve savaş çıkarıyoruz aslında. Pin bir rol model aslında savaş sırasında oynadığı role bakmayın. O içimizdeki çocuk kabul edilmek isteyen ve önemli hissetmek isteyen.
“Onun gibi, büyüklerin dünyasında bir çocuk, hep, büyüklerin eğlendirici ve can sıkıcı bir şey gibi davrandığı bir çocuk olmak ve büyüklerin gizemli ve heyecan verici şeylerine, silahlarla kadınlara el sürmemek, asla oyunlarının bir parçası olamamak üzücü. Ama Pin bir gün büyüyecek, herkese kötü davranabilecek, ona iyi davranmayanlardan intikam alabilecek. Pin, şimdiden, şu an büyük olmak isterdi, daha doğrusu, büyük olmak değil de, olduğu gibi kaldığı halde, hayranlık duyulan ve korkulan birisi olmak, olağanüstü bir girişimde hem çocuk kalıp hem büyüklerin başı olmak.”
Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR