Ağu 16, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

ÖLÜMSÜZ-Z

ÖLÜMSÜZ-Z

ÖLÜMSÜZ-Z /Vasili Vasilikos

Ege’nin iki yakası asla bir araya gelememiştir. Tarihsel birliktelik bir yana ortak bir coğrafyada yaşadığımız gerçeğini asla kabul edemedi iki millette. Oysa çok benzer insanlarız dilimiz inanç sistemlerimiz farklı olsa bile. Ortak bir kültürel mirasın üzerinde oturuyoruz. Biz oradayız onlar burada aslında. Birlikte olmayı bir türlü başaramasak da demografik yapımız aynı. Siyasi çalkantılarımız, toplumsal yargılarımız, öfkemiz, sevincimiz, yendiğimiz içtiğimiz aynı. Politika bile aynı şekilde yapılıyor ve yaşanıyor her iki ülkede de. Takım tutar gibi parti tutuyor, komünist düzeni öcü gibi görüyor, komünist manifestoya inanları da terörist ve ya anarşist olarak nitelendiriyoruz. Vatan, millet Sakarya söylemi üç aşağı beş yukarı aynı. Aynı dokuyu pek çok romanda okumak mümkün aslında film de oyunda ve kahvede. Taverna kültüründe aynı açmazlar yaşanıyor, meyhaneler aynı…

 

Bütün bunlar elbette görülüyor da, görmezden geliniyor. Türkler Mars’tan Yunanlılar Venüs’ten sanki. Roman bu minvalde bir siyasi çalkantı dönemini anlatıyor. Üstelik gerçek bir öykü. Kurgu da kullanılan isimler ve yerler biraz değiştirilip yazılmış bir roman. Öykü bir dönemde geçtiği için o döneme ait tüm unsurları bulmak mümkün bu kitapta. Ama en çok siyasi ve kirli oyunları oluyorsunuz. Süreçleri okuyorsunuz. Ve kelimelerin bir olayı anlatmak için nasıl manipüle edildiğini görüyorsunuz. Bakış açısının insan çıkarları için nasıl değiştiğini, gücü elinde bulunduranların bu erki devam ettirme isteklerini ve tüm enstrumanları bu yolda nasıl kullandığını hayret ve şaşkınlıkla okuyorsunuz. Aslında çok şaşılacak bir durum olmadığını biliyorsunuz. Bu tür olaylar her zaman tarihin her döneminde yaşandı ve yaşanmaya devam edecek. Şaşılacak bir şey yok elbette ama iki yakası bir araya gelememiş iki deniz kıyısı Akdeniz ülkesinin bu kadar uzak yaşaması şaşırtıyor insanı.

Bir suikast öncesi suikast sırası ve sonrasında yaşanan tüm olaylar; kişiler gözünden aktarılmış bir yalın dille. Arada hesaba çekilen her taraf kendine göre haklı sebepler bulmuş tabii. Ama ölüm bir gerçek ve bunu yaşayan tek bir taraf var geride kalan:

“Ölüler konuşmaz. Ölümün güzelliğini kuşanmış halde, onca tomurcuğuyla hiçbir ilkbaharın bize açıklayamayacağı sırları da yanlarına alıp giderler. Buz tutmuş kemiklerin üzerine gelip oturan tuz gibi, keşfedilecek olup da keşfedilmeden kalan şeylere, dilenmeye yetişilemeyen özürlere, muhtıralar ve savunmalara, tutanaklara, olay yorumlarına gebedir dünya. 
Ölüler tarihin nasıl oluştuğunu bilmez. Kanlarıyla tarihi sular ama ölümlerinden sonra neler olduğunu asla öğrenemezler. Kendilerini kurban ettiklerinin farkında olmazlar ve bu onları daha da güzelleştirir. İlk hristiyanlar neden kendilerini kurban ettiklerini bilirdi. Bile bile şehit olmaya giderlerdi. Ama bugün sağduyuya inanırken birinin kalıp kendini bile bile kurban ettiği söylenebilir mi? Kim haksızlıkla adaletin bir arada yürümesi gerektiğini ne zaman söylemiş? Yoksullukla zenginliğini? Savaşla barışın? Bunu kimse söylememiş olsa bile görünen o ki çok, pek çok kişi günlük davranışları ve sözleriyle bu görüşü desteklemektedir. 
Daha iyi hastahanelerin acıları azalttığını da biliyordu. Bir başka düzenlemeyle çağımızın çözülmesi zor sorunlarının basitleştirilebileceğini biliyordu. Bir mermi bir kilo süt fiyatınaysa ve bir denizaltı maliyetiyle tüm bir ulusu besleyebiliyorsan- hem de çok iyi besleyebiliyorsan- bir yerlerde bir mantıksızlık olmalıydı.”

Gerçeküstü bir anlatımla ruhun bedenden ayrıldığı anların bile anlatıldığı romanda; en çok da öldürülenin eşinin içinde yaşadığı o duygusal zamanları anlatışı muhteşemdi. O derin suskunluğu ve içindeki suçlayan affeden ikircikli gidiş gelişi okumak çok buruk olsa da güzeldi. Yunan bir yazarın bu ülkede yani Türkiye de yaşasa yine aynı şekilde yazacağı bu roman çok keyifliydi. Bir tek eleştiri sunmak istiyorum isimler.  Yazar bilerek mi yapmış yoksa bu isimler kültürel bir anlam mı ifade ediyor bilemedim ama kim kimdi diye çok zorlandım. Çok benzer isimler kullanmış. Yorgos ve vangos gibi.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir