Tem 24, 2018

Posted by in Edebiyat | 0 Comments

ÖDÜL

ÖDÜL

ÖDÜL 

Sanırım ilkokul 3’ün güz dönemindeydi.Resim hocamız okul koridorunda anlamsızca koşturan beni yakamdan tuttu ve bir köşeye çekip,ödüllü bir resim yarışması tertip edildiğini,katılmak isteyip istemediğimi sordu.Yakamdan kavrayan eli,beni topukları yerden yükselecek şekilde kendine çekmişti.Sırf bu vaziyetten kurtulmak için ”Katılırım hocam” dedim.”Aferin” deyip bıraktı beni.Biraz yürüdü sonra yarım kaldığım yerden anlamsızca koşmaya devam edecekken dönüp ”Uluslararası bir yarışma bu,birçok ülkeden çocuklar katılacak,resimde kendi ülkeni anlatacaksın.Anladın mı?” dedi.

Gururla salladım başımı,ülkemi temsil etmenin kıvancıyla ”Anladım” dedim

90’lardaydık,sokak başlarını tutan torosların beyazı,yakılan köylerin grisi,gözaltı çürüğü,işkence moru,yasaklı yayın sarısı, ve göçe zorlanmış akrabaların salonun ortasında çömelişinin esmerliği önümde duran 12’li MonAmi kutusunda yoktu.

Anneme yalvar yakar aldırdığım bu 12’li MonAmi pastel boyalarla 12 imam çizmeye kalksanız büyük ihtimalle 12 havari çizmiş olurdunuz.Anlayacağınız yalnız ve güzel ülkemi bu renklerle çizmek zor işti.

Bütün gece tuvalet ışığının aydınlattığı masada,salona serdiğimiz minderlere uzanmış akrabaların içli horlamaları eşiliğinde çizdim durdum.

Sabaha resim bitmişti,renkleri siyahla kırarak ülkemin puslu atmosferine yakın bir toz skalası tutturmuştum.Memnundum eserimden.

Öğretmenler hayretler içinde sessizlik hakimdi.Herkes odanın ortasında yuvarlak masanın üstünde duran resmime dikkat kesilmiş, bir bana bir resme bakıyordu.Resim hocası ”Harika,büyük yetenek bu çocuk” dedi.Diğer öğretmenler de katılıp,çaylarına uzandılar.Bir tek din hocası ”Sen şimdi bunu yardım almadan mı yaptın?” diye sordu.Okulun en inançlı insanının bana inanmaması kırmıştı küçük kalbimi.”Boyaları annem aldı hocam” dedim.Gülüşüldü.Matematik hocası ”Mizahi yönü de var keratanın” dedi,sonra bir tur daha gülüşüldü.

Resmimin Türkiye elemelerinde ilk üçe girdiğini,oradadan da asıl yarışma için Japonya’ya gönderildiğini söylediler.Günlerce resmimi gören Japonların çekik gözlerinin manga karakterleri gibi büyüdüğü hayalleri kurup durdum.Aradan epey zaman geçti,haber gelmedi.Kendi resmimin neye benzediğini bile unuttum.

Yine anlamsızca koşturduğum bir gün yakamdan tuttular,öğretmenler odasında buldum kendimi.Resim japonca bir belgeyle birlikte geri gelmişti.Ödül,üzerinde japonca yazılan bu belge miydi?Kimsenin bir fikri yoktu.Ama öğretmenlerin neşesine bakılırsabe kazanmıştım.Gaza gelip resmi ve belgeyi çerçeveletip,Atatürk resminin altına astılar.Okulda Atatürk’ten sonra en önemli ikinci kişi olmuştum birden.Kızların sevgisine,erkeklerin ilgisine mazhar olmuştum.Öğretmenler bana dahi çocukmuşum gibi davranıyor,söylediğim herşey zekiceymiş gibi dikkatle dinliyorlardıÖğrencilik hayatımın belki de en güzel zamanlarıydı bunlar.Alınacak en güzel ödülü vermişti bana Japonlar.

Tabi güzel günler kısa sürüyor.Bir veli toplantısı sonrası ,Japoncaya aşina bir veli incelemiş bu gizemli belgeyi ve bunun sadece yarışmaya katılımımızdan dolayı aldığımız bir teşekkür notundan başka birşey olmadığını ifşa etmiş.

Anında resmi ve belgeyi Atatürk’ün altından  kaldırdılar. Adım “küçük dolandırıcı”ya çıktı.Arkadaşım kalmadı.Öğretmenler,sorulara doğru cevap versem bile işkillenir hale geldiler.Anlamsız koşmalarım bitti.Okul duvarı diplerinde dertli dertli çömelir oldum.İşte o zaman ödül denen şeyin ne lanet bir şey olduğunu anladım.Ve bir daha hiçbir yarışmaya katılmadım.

Ta ki lise sona kadar.”Ödül travmam var,yarışmaya katılmam”desem de liseler arası uyuşturucu temalı bir karikatür yarışmasına zorla katılmama neden oldular.O aralar mizah dergilerinde de ufaktan çizmeye başladığım kazanmam zor olmadı.

Bir cuma akşamı İstiklal Marşı’ndan sonra müdür elinde bir Bond çantayla Atatürk büstünün önüne geldi ve karikatür yarışmasının ödülünü  vermek için beni çağırdı.İçimden “Para mı  lan o”deyip sahneye fırladım.Çantayı  kaptığım gibi alkışların içinden koparak kaçtım.Kuytu bir köşede açtım çantayı.İçimde Milli Eğitim Bakanlığı baskısı Peyami Safa’nın bütün eserleri vardı.”Neyse, çantası fena değilmiş”diye avuttum kendimi.

Ve fakat sardı beni kitaplar.Önce Fatih Harbiye,sonra …Bütün eserlerini okudum Peyami Safa’nın.Tavaş yavaş değiimeye başlıyordum.Kürtlük,alevilik,solculuk,muhaliflik adına ne ararsan bulabileceğin bir evde yavaş yavaş muhafazakarlaşıyordum.”Milli görüş gömleğim nerde!” diye geziniyordum evde.Babamın rakısına,annemin tkısına karışıyor,kız kardeşimin kapanması yönünde ikna etmeye çalışıyordum.

Bir ödül daha beni bambaşka bir bene sürüklemiş,yine olmadığım birine dönüştürmüştü.Bu dönüşümden nasıl kurtuldum hatırlamıyorum.Ama yarışmalara ve ödüllere olan nefretim iki kat arttı böylece.

Bir ay önce Vefa Lisesi öğrencilerinden bir e-posta aldım,Kemal Sunal Kültür Sanat Ödülleri’nden bana bir ödül verdiklerini söylüyorlardı.En İyi Karikatürist Ödülü…

Zılgıt atarak yatağa düştüm,ateş bir ağıt gibi yakıyordu bedenimi.Titriyor,terliyordum.Bu ödülü kaldıracak bünye kalmamıştı bende.Aldığım ödüller yüzünden çok çile çekmiş,çok zorluk yaşamıştım.Kim bilir bu ödeül beni nasıl eşeğe çevirecek,bende ne tür bir değişime sebep olacaktı.

Almamayı çok düşündüm.Ama o da ayrı terbiyesizlikti.Vefalı öğrenciler nezaket etmiş,beni layık görmüştü işte.Taş atıp kolummu yorulmuştu…”Hiç” dedi içimden bir ses.

Ayrıca Kemal Sunal adına verilen bir ödüldü lan bu…90’ların puslu atmosferinde 12’li MonAmi boya seti gibi bir adamdı.Onun filmlerinde ki Türkiye’de;patronundan ağasına,işçisinden esnafına,kötülüğü beceremeyip,eline yüzüne bulaştıran bir sürü insan vardı.Onun gülüşünde sinsilik,kurnazlık yoktu.O saflıkta gülemeyeceğimizi bildiğinden,bizim için de gülerdi filmlerinde.Kemal Sunal,biz masa başında oturarak komik olmaya çalışan mizahçılar için ayakta da komik olunabileceğini göstermiş bir Çöpçüler Kralı’ydı.

”Bir mizahçı olarak Kemal Sunal Ödülü’nü en çok ben hak ediyorum” diye bağırarak çıktım yataktan.Ödül günü hazırladığım konuşmayı,heyecandan sesim osuruk gibi çıktığı için kimse anlamadı.Ama sağ olsunlar alkışladılar.Sıla’yla,Manuş Baba da alkışladı.

Atatürk resminin önünde birkaç fotoğrafımı çekip saldılar beni.

Ödülü getirip dergide ki çalışma masama koydum.Etraf ödüllü yazarlarla kaynadığı için pk siklemediler.Birkaçı ”Oo tasarımı güzelmiş” diyerek nesnelleştirmeye çalıştı ödülümü.

Velhasıl bu ödül beni değiştirdi mi diye soracaksınızdır elbet…

Tabi ki değiştirdi.

Yazar oldum

Bu da edebiyat dergisinde ki ilk yazım.

OT/Temmuz 2018-Rewhat Arslan

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir