NUEVE REİNAS (DOKUZ KRALİÇE) Ara18

Tags

Related Posts

Share This

NUEVE REİNAS (DOKUZ KRALİÇE)

NUEVE REİNAS (Dokuz Kraliçe) /Fabian Bielinsky,2000

Fabián Bielinsky, 21 Haziran 2006 tarihinde São Paulo’da kalp krizi geçirmek suretiyle hayata veda ettiğinde sadece 47 yaşındaydı. Arkasında iki uzun (Nueve Reinas; bizdeki adıyla Dokuz KraliçeEl Aura), iki kısa metraj film (La esperaEl péndulo) bırakan Bielinsky, henüz iki uzun metrajı bulunmasına rağmen, Arjantin Sineması’nın uluslar arası arenadaki en iyi temsilcilerinden biri olarak anılır olmuştu. Yönetmenin ilk uzun metrajı Dokuz Kraliçe, aynı zamanda filmin ana karakterlerinden Marcos’u canlandıran Ricardo Darín’in, Oscar’lı Juan José Campanella filmi Gözlerindeki Sır  rol alarak dünyanın tanıdığı bir yüz olmasına giden yolu açıyordu.

Robert Bresson’un 1959 tarihli ünlü suç hikâyesi Yankesici (Pickpocket) başta olmak üzere, Oyun Evi (House of Games), The Sting (1973) gibi ‘dalavere filmleri’nin ardılı denilebilir Dokuz Kraliçe’ye. Film, eski kurt Marcos’la, babasından miras dolandırıcılık mesleğine, hapisteki babasını kurtarmak adına başvurmak zorunda kalan yeniyetme Juan’ın (Gastón Pauls), yaşlı bir kalpazandan aldıkları ‘Dokuz Kraliçe’ aldı Weimar Cumhuriyeti döneminde basılmış bir pul setinin kopyasını, kodaman bir filatelist’e satmaya çalışırken bulaştıkları belaları, çevirdikleri numaraları konu ediniyor kısaca.

David Mamet usulü grift bir kurmaca hikâyeye sahip olan filmin, adım adım yaklaştığını hissettiğiniz twist’i (bu arada twist’i kullanıyorum, ama nasıl Türkçeleştireceğimi tam olarak bilemiyorum, ‘şaşırtmaca’, ‘ters köşe etmece’ gibi bir anlamı var bu kullanımda, yeri gelmişken belirtmiş olalım.) bir türlü izleyicisine sezdirmemek gibi büyük bir mahareti var. Zira günümüz kaşarlanmış izleyicisini, sinefil’ini dahi tersköşeye yatırabilen bu final, Üçkâğıtçılar (Matchstick Men), Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects) ve Oyun’un (The Game) dumura uğratan twist’leriyle eşdeğerde –neredeyse.

2000’lerden sonra yükselişe geçen Arjantin Sineması’nın en takdir edilesi tarafı, hangi türde film olursa olsun, sosyolojik olarak temelinin gayet sağlam olması. Dokuz Kraliçe de, kâğıt üzerinde sıradan bir dalavere çeşitlemesi gibi dursa da, bu tespitten muaf değil.

Hatırlarsanız, Gözlerindeki Sır Arjantin’in Peronist dönemini fon alıyordu kendine, Dokuz Kraliçe ise Arjantin’de (ve galiba dünyada) her zaman güncelliğini koruyan finans krizinden yan motif olarak yararlanıyor. Daha doğrusu, filmin düğüm noktalarından birini oluşturuyor bu kriz; Dokuz Kraliçe karşılığında alınan çeki bozdurmaya giden ikilimiz, çekin ait olduğu Sudamericano Kredi Bankası’nın battığını, bankacı arkadaşlarının ağzından banka sahiplerinin kaç zamandır milleti uyuttuğunu öğreniyorlar.

Filmin dikkat edilmesi gereken noktalarından bir diğeri de, bu bankanın batacağı bilgisinin önceden birilerine sızdırılması hakkında yapılan bir yorum. Ufak bir detay gibi görünen bu yorum, aslında büyük bir göndermeyi de barındırıyor içinde bana kalırsa. Asıl dolandırıcının kim olduğunun sorgulanması gerektiğini belirtiyor bu noktada. Doğrusunu isterseniz, batan bankaların sahiplerinin, borsayı maniple ederek halkın cebini boşaltanların, devalüasyondan, spekülasyondan önceden haber alanların –ki filmdeki alıcı filatelist, böylesi kirli bir adamın temsili sanki- yanında Marcos ile Juan bir nevi ahir zaman Robin Hood’u bile sayılabilir aslında.

Türün yeni nesil örneklerinin aksine, çeşitli sinematografik numaralara yer vermeksizin, yalın ve sakin bir üslupla, ama tutturduğu temposunu da aksatmadan hikâyesini anlatmasını beceriyor Bielinsky. Buna, usta senaristlere parmak ısırtacak cinsten dramatizasyonu ve kalburüstü oyunculukları da eklediğinizde ortaya türün önde gelen örneklerinden biri çıkmış ortaya.

Fabián Bielinsky’nin ne üzücü ki son filmi olan Dokuz Kraliçe, Juan’ın film boyunca anımsamaya çalıştığı, finalde ne hikmetse bir anda anımsayıverdiği, filmde McGuffinvari bir niteliği de bulunan Rita Pavone’nin il ballo del mattone şarkısı eşliğinde nihayete ererken, damağınızda yukarıda saydığımız türün öncüllerinden pek de aşağı kalır yanı olmayan bir tat bırakmış oluyor. Çeşitli festivallerden 21 ödülle dönmüş olan bu film, ülkemizde vizyon görmemiş, yalnızca 22. Uluslararası Film Festivali’nde gösterilmişti.

Kaynak:Ercan Dalkılıç /www.tersninja.com

468 ad