Kas 6, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

NOHUT ODA

NOHUT ODA

NOHUT ODA/Melisa Kesmez

 

Hayatımızı yaşarken pek çok ayrıntıyı kaçırır veya sıradan hale getiririz. Bu ayrıntıların içinde en çok EV bizim gibidir. Oturduğumuz koltuk, kitaplarımız, elbiseler, çiçekler belki de. Ama onlar önemini yitirir çoğu zaman,çünkü  bizimle birlikte vardır onlar. Biz onlar, onlar biz olmuşuzdur. İçimize işlemiştir ve biz işlemişizdir içine eşyanın.. .Kurulan ilişkiler ağı içinde yer alırlar;çaydanlık mesela, üzerindeki isi oluşturduğun süreç sana aittir; artık sıradan olmaktan çıkar o nesne ve sana ait olur. Evi ev yapan her şey elbette sadece duvar, halı ,kilim değildir; bizim olması için eşya şarttır ama:

“Her seferinde o kupkuru evleri daha ilk günden yaşayan bir yer haline getirmenin yollarını arıyorduk. Çünkü orayı bir an evvel senin kılman, seninle nefes alıp veren, sen kokan bir yer haline getirmem gerekiyordu. Sonsuz yuva arayışımmızın kurallarından biriydi bu. Daha kolileri açarken başlıyordu mekanla arandaki boşluğu doldurmaya, bir örümcek gibi örüyordun ağını, duvardan duvara, odadan odaya.”

İnsan sosyal bir varlık elbette kendini ifade edebilirse var toplumun bir yerinde. Bazen kıyısında, bazen tam ortasında hayatın; ev ise en özeli bu var oluş sürecinin, başlamak ve bazen bitirmek için çıkılan yolda bir kilometre taşı:

“…Evi bir an evvel senin ilan etmek için bu tür icraatlara ihtiyacım vardı. Zamanın uzağı gören bilge gözleri başka kehanetler fısıldasa da, sen kulaklarını tıkayıp, artık buradayım diyordun kendine. Bundan böyle buradayım. Bir yuvaya inanmanın, kendini evinde hissetmenin tek yolu buydu. Diğer türlü hayatta kalamazdın, nasılsa bir gün yıkacağım bir şeyi inşa ettiğini bilerek devam edemezdin. Sonuçta her şeyin değil ama pek çok şeyin gerçekliği senin kendini neye inandırdığınla ilgiliydi.”

Eşya ve kişilerle ilişki kurduğumuz zamanlarda toplumun bir parçası sosyal bir varlık olarak bir sürü rolün içinde buluyoruz kendimizi. Çocuk oluyoruz önce sonra öğrenci, anne baba vesaire. Bazılarını benimsiyoruz bazılarını benimsemiyoruz; ama yapışıyor bazen roller insanın üzerine. Yürürken karşımıza gelip önemsemediğimiz kişilerle bir araya gelip aynı yatağı paylaşıyoruz bu roller gereği veya sonucu. İstemediğimiz veya hesap etmediğimiz bir rolün içinde buluyoruz bazen kendimizi. Karşımızda duranın algısı etkiliyor bu rollerin kapsamını mahiyetini. Kimi zaman da içinde bulunduğumuz durum ve coğrafya bizim benliğimizi rollerimizi etkiliyor. Birden birinin rolünü üstleniyor bazen de başkasının rolünü çalıyoruz. Evin erkeği oluyor veya kocasının yittirdiği annesi oluyoruz.
Bir kadın yazar, gözüyle bakıyor yazar hayata ve tüm ayrıntılara. Zor iş bu coğrafya da kadın olmak elbette bunu okuyoruz bu beş öykünün genelinde. Güzel ve sade bir anlatımla sizi eşya ve insan arasındaki bağı, üstlendiğimiz rolleri, katlandığımız birliktelikleri, atladığımız ayrıntıları gösteriyor kendi kadın penceresinden yazar. Sıradan günlük hayatın akıp giden nehirdeki taşlara dikkatinizi çekiyor. Bir arada olmanın yalnız olmanın ne olduğunu anlatmış naif bir dille.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir