Mum Işığında Ölüm Ara02

Tags

Related Posts

Share This

Mum Işığında Ölüm

”İçinde tranmvayların geçmediği heyecanlar kaldı mı hala?Ve şu paslı günlerde ölmeyi emreden küstah da kim? ‘‘dedi nalburun karısı ve devam etti:”Yıldızlar asılıyor dünyadan yeryüzüne yıldızlar…Yara bantları gibi geçici,beyaz bir şarap gibi akışkan,bir o kadar da pahalı yıldızlar…Vaktin hiçbir şeyi göstermediği yerden ellerimin soğukluğuna ‘Merhaba’diyen yıldızlar…Vaktim azalıyor,daralıyorum.

Oysa bir insan nasıl daralır,siz biliyor musunuz doktor?Önce yüzünden başlar daralmaya ki bu daha önce gördüğü tüm insanları birer birer unutmaya başlamak demektir.Daha sonra boynundan başlar ve ellerinin akının parmak ucundan başladığı yere kadar devam eder.Tırnak uçlarına dahi girer o tarifsiz darltı.Saçların en keskin kokuları bir perde gibi sakladığı yerden zarif bir boyun başkaldırır geceye ve öpüldükçe daha da incelir…Öpüldüğü yerden daha da incelmeye başlar boyun ,daha sonra ellere çöker bu tuhaf incelti.Bir elin incelmesi demekyitirmesi demektir avucun sıcaklığını dokunduğu tüm ellerin ve daha sonra kendisini de yitirmesi demektirakıp giden zaman içinde.Siz o ellerin nereye gittiğini bilemezsiniz doktor;tıpkı bir akşam vakti sahilde içlenirken o hüzünlü bekleyişe ‘dur’diyemediğimiz gibi,’dur’ diyemezsiniz yitip gidecek bütün ellere.Hangi şarkı anlatır şimdi sizi söyleyin?Hangi şarkı kapatabilir yaraları,bereleri,o güzel kadınları ve yakışıklı adamları bekletebilir belki zaman içinde?Belki bir pencere kenarında, bayramda ,akşamüstü… Belki bir sokak köşesinde trafik ile koca ağaç gövdesi arasında…Kim bilir? ”Ah!Öyle ihtimal vermeyen kararlı gözlerle bakma bana.” Durdu nalburun karısı.Cebinden mumlarını çıkardı,ateş istedi,adını titizlikle saklayan çıkmaz bir sokak kararlılığıyla devam etti mumları yakarken:

”Hüznün bir caz müziği gibi gelip geçtiği şu sıralarda…Doktor,size yazmak isterdim.Delicesine ve aynı zamanda kaçarak kendimden ve bütün koca ağaç gövdelerinden,kaçarak parklardan,güvercin yemlerinden ve şehirler arası otobüs biletlerinden kaçarak hep size ve yalnız size kaçıp gelmek isterdim doktor.Hem yazmak dediğimiz eylem nedir ki?Öyle basitleştirmemek lazım, tabii.Fakat doktor,ben Lacrimosa’ya aşığım ve sizde kendi ölümümü görüyorum.Hissiyatsızlık sarmışsa dört bir yanımı ve baş döndürücü tütün-akşam kokusu sarmışsa belki de ben hep sara sara büyütmüşüm kapadığım her yarayı ve sara sara kaybetmişim kazandığım her adamı.Şimdi vakit hiçbir şeyi göstermiyor;tramvaylar geçiyor heyecanların içinden.Bir zamanlar ellerini tuttuğum adamlarvardı;birer birer terk ediyorlar şimdi paslı geceleri.Aylardan kasım,dolunay bu gece mum ışığında ölmeyiemrediyor ve ben korkmuyorum”

O gün,sabaha karşı iki peron arasından turuncu birumut yükselirken, göğe doğru bir çift göz yükseldi.Soğuk,kırmızı,metal iki bankın üzerinde.Edirne’de.Melankolik bir doktor,takıntılı bir hasta ve tamı tamına 41 şehirler arası yolcu otobüsü arasında,göğe doğru bir çift göz yükseldi.Doktor olmaasa onurlu bir ölümü hakettiğini düşünen Nevzat Bey o sabah ilk önce kalbinden sonra mide boşluğundan vuruldu.Nalburun karısının kendisine aşık olduğunu töğrenmese kalbinden de vurulmayacaktı elbette.Ancak yaşıyor olsaydı ceketinin sol cebinden çıkan mektuba da kayıtsız kalmazdı.Hem nalburun karısı nalbura aşık değildi diye düşünürdü yaşasaydı.Pervasızca açıp okur,içerlenir,üzülürdü.Belki bir sigara yakardı.Yine de onurlu bir ölümü hak ettiğini düşünürdüNevzat Bey.O gün sbaha karşı,mum lekeleri arasında,kırmızı bir ölüm ile kirlendi onuru Nevzat Bey’in.Diğer bankta nalburun karısı yatıyordu.

Kaykak:Ebru Oruç/Kafkaokur-Aralık2017

,

468 ad