Mar 3, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

MUCİZEVİ MANDARİN

MUCİZEVİ MANDARİN

MUCİZEVİ MANDARİN/Aslı Erdoğan

Yabancı olmak zor iş. En çok acısını çektiğimiz insan hallerinden biri. Yaban bir Ahmet Celal,yabancı bir Meursault olmak zor iş. Doğduğun topraklarda yabancı olmak ayrı zor fakat gurbette yabancı olmak kolay iş belki de en kolay iş. Gurbette akşam ise her zaman kolay değil…

“Bir şehir, ancak içinde sevdiğiniz biri olunca yaşamaya başlar.”

Şehir ise batar her an… Gece ayrı bir sürgün… İster gönüllü,ister zorunlu olsun yabancı bir şehir yabancı olmanın ayrı bir iklimidir. Sert eser “el”lerin yeli, soğuktur tüm bakışlar. Kaçtığın ne olursa olsun,bir türlü sığdıramazsın bedenini,ruhunu ne sürgün yere ne de zamana. Ya eksik kalırsın ya da fazla… Taştığını kesemez,boşluğu dolduramazsın. Kaçtığın kendin olduğun sürece bir sonuç alamazsın. Kendini taşırken en çok anılar hesap sorar senden.

“Zaten dünyanın neresinde olursa olsun, gece yarısından sonra sokaklarda bir başına dolaşan kesinlikle yabancıdır. Kendisine hiç de kucak açmamış bu yeni diyarı, karanlığı da ardına alıp yabani yabani seyretmekte, onu buralara dek kaçırtmış geçmişin ağır yüküyle iki büklüm, ha bire dolanmaktadır. Bir zamanlar katlanamadığı ülkesi, şimdi yitik, düşsel bir cennete dönüşmüştür, ama artık o düşlerine de inanamaz. Acılarla dolu bir geçmiş ve korkutucu bir gelecek arasında donup kalmış, içinde bulunduğu ana da bir türlü ulaşamamaktadır. Kaçtığını sanırken asıl şimdi kapana kısılmıştır.”

Bedenin yük olur yaban hayata kesin yabancı olduğundan. İçin başka, dışın başka bir gelgit içinde sevgiyi ararsın, dost sohbeti ararsın, sırf şehiri yaşanır kılmak için. Bulursun da, kendin bile inanamazsın sürekli bir pekiştirme içinde inandırmaya çalışırsın,hem kendini hem çevreni. Ve her şeyi baştan yaratmanın derdine düşersin:

“Biri geçmişte, biri gelecekte saklı iki umutsuz benliğin arasında asılı kalmalı, yaşam ırmağı üzerinde kapalı gözlerle, kıpırtısız durmalıyım. Ancak öyle zamanı dondurur, evreni bir anlığına baştan aşağı yukar, sonra yeniden kurabilirim.”

Yeniden bir kendin kurmak gerekir yada zorundasındır artık sürgün yerinde. Yabancı olduğun,sadece bulunduğun yer değil,anılarda kalan her şeydir.
Aslı Erdoğan bu ahval içinde kopuk kopuk yazmış yalnızlığını, çaresizliğini, özlemini, vatan hasretini. Bir ilişki etrafında topladığı efsaneler öyküler ve mitolojik figürler ile anlatmış yabanı,yabancı olmayı. Bir Ahmet Celal yalnızlığını aktarmış her satırında.

Kendi ifadesi ile:”…kendimi arıyorum, kendi öykülerimi. Yaşamın sesinin zayıfladığı öykülerde…”. Çünkü: “Ancak sen ilgilendiğinde kanamaya başladı yaralarım, oysa hep oradaydılar. Şu an parmaklarımla kan damlalarında izini sürdüğüm acı.” İçimizde kabuk bağlayan tüm acıların, hüzünlerin, öfkelerin en sert yerini kanatıyor yeniden duyduğumuz bu acıyı tekrar sahiplenelim diye. Bu yara bize ait,bunu hatırlatıyor yazar ve de sürgün gibi masallar da olduğumuzu… Kısa net cümlelerle ve en çok da uzun derin bir anlatımla.

Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir