Nis 4, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

MADENCİ

MADENCİ

MADENCİ/Natsume Soseki

Uyku, ölüm provası belki de…Ya da ,kaçmanın en güzel yollarından biri. Uzun bir yol, yorucu bir gün, hüzünlü bir olay sonrası üzerimize çöken ağırlığı hafifletme şekli,ya da yaşama ağrısı asılmış boynumuza durmak dinlenmek fırsatı…Omuzumuzda ki yükü kenara koyup,kendi içimize gönülme zamanı bazen uyku.

Bu sürece başlarken yada bu süreçten koparken yaşadığımız her şey gerçek olmayabiliyor. Normal sağlıklı insanların,bu süreçte gördükleri yada duydukları ya da hissettikleri halüsinasyonları olağan kabul etmemiz belki de bu yüzden. Yükün altına girer veya çıkarken nefesimizi tutmamız gibi; gerçeklikten kopmamızda doğal sayılıyor.

İnsan uykuya daldığı anda zaman ortadan kaybolur. Bu yüzden zaman geçerken acı duyan insanlar için en iyi çare uyumaktır. Ölüm de muhtemelen aynı kapıya çıkıyor olsa gerek. Fakat ölmek öyle göründüğü kadar kolay değildir. Sıradan insan ölümün yerine uykuyu koyarak bundan faydalanır.”

Ölüm ve uyku arasında yaşanan gerçeklikte en çok umut ayakta tutar bizi. Bir sürü aptalca şey diye sonradan nitelendireceğimiz umutlarımız olmuştur çoğu zaman. Çocuklar başka umut besler,gençler başka,yaşlılar ise bambaşka…Yaşlı bir insanın dileği,umudu acısız ve uzun sürmeyen bir ölümdür mesela…Yaşadığımız her an aslında üç şeyin ortası,geçmiş gelecek ve şu an… Her an umudun batışına çıkışına şahit oluyoruz. Yaşam ve ölüm arasında verdiğimiz aralarda uykuya dalıyor, yeniden yenilenerek çıkıyoruz. Yeniden nefes alıyoruz ve soluksuz tekrar dalıyoruz uykuya ve “yaşamak”…Yaşamak öyle oluyor daima ,bir ağaç gibi ve bir ormanın içinde.

İnsanoğlunun tek tutarlı tarafı vücududur. Ve sırf vücudumuz aynı kalıyor diye pek çoğumuz zihnimizin de aynı kaldığı sanrısına kapılır, bugün dün yaptığımızın tam tersini yapsak dahi kendi benliğimizi sürdürdüğümüzü düşünürüz. Sorumluluk meselesi patlak verip de sözlerimizi tutmamakla suçlandığımızda acaba neden hiçbirimiz “Çünkü zihnim hatıralarla dolu ama aslında hepsi paramparça,” diye cevap vermiyoruz? Buelişkiye defalarca düşmüş birisi olarak, saçma olduğunu düşünsem bile bir şekilde sorumlu olduğunu hissediyorum. Böylece insanların topluma kurban gitmeye oldukça müsait bir şekilde bir araya getirildiği sonucuna ulaşıyorum.”

İnsan bu keşmekeş ve kurallar zincirinden bazen kaçmak ister.Kaçmak eylemi,uyku ile geçiştirilemeyecek kadar ağır basabilir, ve  hatta ölüm düşünebildiği en iyi kaçış şeklidir.

İntihar eylimi bulunan bir gencin öyküsünü okurken,o beş altı aylık yoculuğu sonunda ulaştığı bir arpa boyu mesafeyi okuyoruz bu romanda. Kaçmak için tüm yolları denemiş ve fakat bir türlü becerememiş bir gencin,yaşadığı hiç bir şeyden ders çıkarmadan geçirdiği süreci okuyorsunuz. Kah ayakta kah sürünerek yürünen tüneli okuyorsunuz. Bu tünel bir çukurun dibinde bakır madeninde geçiyor. Tünelin tüm ayrıntısı olmasa da belli bir hızla yürürken etrafımıza bakıp ne kadar görürsek o kadarını hiç durmadan anlatmak şeklinde yazılmış bir roman. Yani hiçbir manzara karşısında durmamış yazar. Hiçbir olaya empati beslememiş,hiçbirini buzdağı gibi görmemiş. Yani yüzeyel bir derinsellik içinde yazmış. Altını biraz kazımış manzara önünde,çok az oyalanmış romanda anlattığı o düz yolda hiç durmadan ilerlemiş. Düz yolu kesen hiçbir tali yola sapmamış. Kaçışı, duruşu, hayatta kalma isteğini, utancı, öfkeyi, ve değişmemeyi anlatmış düz yolda, sabit bir hızla giderken. Zihinsel süreçleri de sağdan sola dönerken ya da bir göz açıp kapama zamanında yaşamış ve aktarmış.Bunu da kısa günlük cümleler eşliğinde okuru yormadan yapabilmiş.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir