Şub 6, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

MACBETH

MACBETH

MACBETH/William Shakespeare

Gelecek bizi her zaman korkutur. Bu noktada haber almayı isteriz gelecekten. Bir yol haritası çizmek için,bazen bir rahatlama için,bazen de muhteşem kaderimizi öğrenmek için… Elbette kelimeler giriyor devreye ,kelimeler ve onların içlerini dolduran anlamlar… Aslında bu kelimeleri biz dolduruyoruz, anlamlarla. Gelecekten haber almak için bir sürü yola baş vuruyoruz. Bir kısmı bilimsel olmaktan öte, bir metafizik anaforu şeklinde geliyor karşımıza. Bir yumak gibi duruyor kehanetler önümüzde ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:

”Yumağın neresinden baktığımıza göre mi şekil alıyor gelecek ya da biz kelimelerden çıkardığımız anlama göre mi davranıyoruz.”

Yani sunulan şey,bizim ona kattığımız anlama göre davranmamız sonucunda mı gerçekleşir?

“Demek Banquo’nun soyu için kana boyadım elimi
Şeytana sattım canımı, ölümsüz mücevherimi!
Yoo! Öyle olacağına çık, ey kader, çık karşıma,
Dövüş ölesiye benimle…”

Çabalarız daima kendimiz için, en iyisi için… Oysa burada bile rölatvitenin görünmez çarkları girer devreye. Kahinler, büyücüler, falcılardan veya yakın “dost” larımızdan aldığımız haber bize şekil verir gelecek korkusu gölgesinde.

“Kendini boşuna harcamış olur insan,
Dilediğine erer de sevinç duymazsa.
Yıktığın hayat kendinin ki olsun daha iyi,
Yıkmakla kazandığın şey kuşkulu bir mutluluksa.”

Hayaller kurulur, planlar yapılır ve ortaya ne ona,ne de buna yakın şekilsiz bir gerçeklik ortaya çıkar. Bu yaşadığımızdır çünkü kararlar ve planlar ideal şartlar içinde düşünülür. Ya da hile ve kan vardır planların içinde…Ve de bu gelgit arasında asla yalnız değilizdir. Ya doğmamış çocuk vardır, ya da sevdiğimiz insanlar ve yanımızda olan insanlar. Onlarla paylaşırız geleceğin parsellerini ve ondan payımıza düşen alanı artırma yollarını. Bu tehlikeli bir hal alır bazen,eğer bir hezeyan yaşıyor ve bu hezeyanımızı birilerinin de ortak idesi haline getiriyorsak “paylaşılmış hezeyan”ın bir parçası oluveririz:

“… ama tabiatına güvenin yok; fazla insan sütü emmişsin, en kestirme yollardan gidecek yürek yok sende. Yükselmek istemesine istiyorsun; içinde hırs yok değil; taş gibi de bir yüreğin olmalı yanında, o yok sende. Can attığın şeyi namusunla, suya sabuna dokunmadan elde etmek istiyorsun. Hem dalavere yapmayacaksın, hem de hakkın olmayan tahta oturacaksın. Sen kalk gel buraya, gel ki var gücümü söz edip akıtayım kulaklarından içeri.”

Freudingen bakış açısı ile,insan iki iç güdüyle dünyaya gelir ve bunlar cinsel istek ve saldırganlıktır. Bu iki iç güdü bilinçaltının en önemli itici güçleridir. Bunlar çoğu zaman bastırılır ego tarafından ve ancak rüyalar, dil sürçmeleri ve takıntılar yoluyla dışa vurulur. Yazarımız her ne kadar şaibeli olsa da bunu freud dan çok daha önce ortaya koymuş. Macbeth ve Lady Macbeth işledikleri suç yüzünden asla düzgün bir uyku uyuyamamış , hayaletler ve hezeyanların yanında korku ve takıntılı hareketler geliştirmişler:

“Korkudan yediğim lokma boğazımdan gitmeyecekse,
Her gece korkunç rüyalar saracaksa uykularımı
Varsın her şey çığırından çıksın,
Bu dünya yıkılsın öteki dünya da,
İnsana rahat nefes aldırmayan kuruntularla
Beynimizi bir işkence masasına çevirmektense
Ölüp rahat etmek daha iyi,
Rahat etmek için öldürdüklerimizle.”

Macbeth bir kefaret oyunu aslında. Ödediğimiz bedelin boyutlarını, sözlere ve gelecekten aldığımız haberlere yüklediğimiz anlamların sonuçlarını, bu süreçte yaşadığımız acıların boyutlarını ortaya koyan bir oyun,Freud’dan çok daha önce hem de…
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir