Kas 4, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

KOSMOS

KOSMOS

KOSMOS/Witold Gombrowicz

Yaşam elbette çıplak başlıyor; içgüdülerimiz dışında hiç bir şey olmuyor üzerimizde. Sonra tanışıyoruz temasın kırılgan yapısı ile. Nesne ile temastan önce tensel temas ve davranışa verdiğimiz tepki ile tanışıyoruz. Doymak için kullandığımız ağzımızın tüm işlevini zaman içinde öğreniyoruz. Duyduğumuz seslere verilecek tepkimiz içgüdümüz eşliğinde kültürel ve coğrafik şartlarla şekilleniyor. Kısa zaman sonra da nesne ile olan ilişkimiz başlıyor. Bu ilişkiler silsilesini içsel dünyamıza katıyor ve karakterimizi oluşturuyoruz. Havada süzülen bir el masada karşımıza çıkınca davranış formlarının tümünü değerlendirmeye alıyoruz. Birçok eylemi yaparken nesnelerin bizde oluşturduğu tüm olasılıkları biliyor veya hesaplıyoruz.

“Aşırı gerçek diye bir şey vardır, öyle ki onun fazlalığı çekilmezdir. Onca nesneden sonra, hani sayamayacağım kadar çok, iğneler, kurbağalar, serçe, çubuk, araba falakası, kalem tüyü, kartonlar, vesaire, baca, mantar, çizikler, oluklar, eller topuzlar vb vb. kesekler, tel örgüler, yatak, taşlar, kürdan, tavuk, sivilceler, körfezler, adalar, iğne ve bunun gibi pek çok şey, boğazıma kadar şeylerin içinde batmışken.”

İşte bu noktada kendimizi ifade etme durumu ortaya çıkıyor; bu olasılıklar içinde hangisini yapmayı tercih ettiğimiz önem kazanıyor. Davranışlar bizi dış dünyaya bağlayan en önemli yolu ve ikinci önemli yolu ise kelimeler. Davranışlarımıza yansıyan seçimlerimiz kelimelerle ifade buluyor. Bu etkileşim bizi dış ile diğerleri ile var olmamızı ve kabul görmemizi sağlıyor.
Peki yapma olasılığı ile yapmış olmamız arasındaki fark nedir? Kuantum fiziğinin en sevdiğim noktasına geliyoruz. “Kedi”nin ölü olup olmadığını anlamanın tek yolu gözlem yapmaktır. Gözlem olmazsa gerçeklik kaybolur çünkü kelimeler varsa yalan vardır, çarpıtma vardır.

“Oh, keyfime diyecek yok, zafer bu, benim yalanım onun yalanına toslamıştı ve ikimiz yalanda birleşmiştik, kendi yalanımla onun yalanının içine sinmişti.”

Kelimeler ise bir kafes bizim için bazen kendimizi ifade ettiğimiz gibi bazen de sınırlarına mahkum olduğumuz. Gözlem olmadığı zaman kelimelerle kurduğumuz kurgusal dünyamızı diğerine yani ötekine dayatmamız çok mümkün. Bunu adına ne dersek diyelim kendimizi karakterimizi eylemleri ifade ettiğimiz davranışlarımızın gerçek ölçüsü gözlemdir; yoksa kelimeler ile örgüsel ve gerçeküstü bir kurgu oluştururuz.
Roman kurgusal olmak yanında, örgüsel ve çağrışımsal bu gerçekliğin örgüsünün parçaları. Bir düşünün en büyük kurgumuz olan para gerçek dünyamızın bir parçası ve belkide en önemli itici gücü. Altın ve pırlanta gibi madenler biz o değeri verdiğimiz için paha, yoksa insanın hayatını idame ettirmek için fasulye kadar bile öneme sahip değil. Yazar bu kurgusal ve çağrışımsal dünyayı bir çok noktada birleştiriyor ve cinselliği, aşkı, korkuyu, kaygıyı yansıtıyor. Yani kendimize ait dış dünya ile kurduğumuz tüm ilişkileri ve etkilerini ortaya koyuyor. Kurgu bir yerde başlayıp bitmiyor. Gözlemsel bir kesit sunuyor ise kendi iç sesi ile birlikte. Bazen kısa bazen uzun cümlelerle gerçeklik kurgusunu ortaya koyuyor. Nesneler ve davranışların mikro kozmos’u içinde zerreciğin anarşisini yansıtıyor.
Keyifle okuyunuz!

Ömer AYDEMİR

  • avatar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir