Ağu 5, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

KEFARET

KEFARET

KEFARET/Ian McEwan

Kefaretini ödemekle başlıyoruz; ilk nefesin, ilk tokatın -ki çok masum popoya vurulan-, ilk sütün, ilk sevgi kırıntılarının… Bazılarına göre ise,ilk günahın kefaretini ödemekle yükümlüyüz hayat boyu. Boğazımıza takılan meyvenin sebebi biz olmasak da,ödüyoruz her yutkunduğumuzda. Bir borç-senet içindeyiz sanki. Bir karşılığı var mı ki verilen emeğin ya da olmalı mı illa ki? Oysa her hareket,bir etki tepki sürecinde var oluyor. Bir var bir yok gibi… Varken asla sorulmuyor da,yokken ayıplanıyor sanki. Sütün diyetini ödeyemiyor da,bir sonraki sonsuz hayata bırakıyor insanoğlu. Bitmeyen bir borç yükü altında ezilip büzülme asıl yaşanan.

Adalet ise,boş bir kavram daima. Tecelli eden temsili bir rahatlama hissi o kadar. Geri gelmiyor havaya bıraktığımız el izinin etkisi. Zincirleme bir reaksiyon başlatıyor ve biz susuyoruz elimizde olmadan. Kelimeler kifayetsiz değil de, sınırlı sanki. Oysa güçlü parmağın ucunun gösterdiği kişiyi suçlarken tüm heceler, “O”ydu derken ne kadar emin bir tavırımız var. Bunu yapan “O”ydu ve hiç düşünmedi yaparken. Geçmişte yaşananlarla birlikte uzanıyor o parmak failin üzerine de, asla doğru kişi mi diye geçmiyor akıldan. Kesinlik bir sisin içinde yol gösteren deniz feneri misali, yaklaşma batarsın diyor. Batmakla kalmaz,balmumun yoksa batırırsın herkesi. Duyanın mı bağlanması gerekir yoksa parmağın ucunu hedefe doğrultanın mı elleri? Görmek bir beyinsel eylem,bir anlamlardırma işi. Ucunda sallandırmak var; parmağın,  günahsız olanı… Asılan bir tutkunun vuku bulmuş hali ise,vakanüviste düşen olduğu gibi aktarmak olmalı da, tutku daima kıskanılan bir şey. Herkes bir çok noktada görür de kendini, bir yerde olmak ister,bir obje çoğu zaman tutkunun sevginin objesi. Etken ve edilgen olmak muhteşem olur o anlarda. Kendini bir şeye,birine ait hissettiğin anlarda. Hem bir itiraz yükselir içinizden, içimizden hayır ben özgürüm,ben karar veriyorum hayatıma ve her ana hükmediyorum. Sınırlı anlarda,kısa paslaşmalar kendimizle yaşadığımız. Öğrenmek ise,süreç ne öğrendiğin ne bildiğin ile kendini inşa etme süreci… İnançlar ise ,ister inan ister inanma,vazgeçilmez bir dayatma.İstemeye mahkum bir süreç. Beyaz gelinlik gibi, sanki evliliğin sembolü beyaz gelinlikmiş gibi. Kabul edilen isteme isteği, yaşadığımız. Şu şöyleyse bu böyledir dedirten bir sürü veri. Dolduruyoruz içimizi,dışımızı da adealeti de bununla sağlıyoruz.Boşaltılmış kavramların içini ya bizle ya da dışımızla tıka basa doldurup, işte bu diyoruz. Bu değilse,başka bir şey olamaz tüm veriler bunu diyor diyoruz.


Mutluluk gibi,adalet,eşitlik ve hak hukuk da retrospektif kavramlar. O zaman mutluydum demek gibi,o zaman haklı olan oydu demek… Yanılmak,eni kökü gözün gördüğü ilüzyonu kabul etmek.Zor olsa da,duyu organları yanılır kesinlikle. Bütün bunları geriye dönüp farkına varırsın da,diyet ödemek bu noktada başlayabilir ya da hayır yanılmadım deyip devam eder hayat. Aymak ve ya aydınlanmak ise, bir işe yaramaz coğu zaman.Yaptığın tüm şeylerin ayak izlerini takip etsen de, haksızlık ettiklerini bulup her şeyi düzeltme istesen de işe yaramaz işte. Bütün ömrün boyunca diyeti ödeyemezsin,çünkü şartlar izin vermez buna. Kefaret boynuna asılı bir hıltar gibi ağır ve yön verir yaşamına. Saklamaya çalışırsın bunu taşıdığını,özgürüm dersin,hala kimse tutmuyor iplerimi oysa kendin ve vicdanının elindedir tüm hayatın. Ömrünün sonunda itiraf etmek ise,sadece temizlemektir kurum bağlamış suskunluğunu. Ve ben hata yapmak istemedim demenin,masumum demenin yoludur. Üzüldüm diyecek birileri, elbette çıkacaktır da,tuzu kuru olanlardır,onlar iftiraya senin tarafından uğratılmayan ve ben değilim yaşasın diyenlerdir. Bir diyet ödemek zordur çoğu zaman.ilk nefesin, ilk günahın, illiklerine işleyen her şeyin…Kefaret bir benlik sebebi olunca da,ödemeye yetmez bir ömür.

Keyifli Okumalar

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir