Kaybettiğim evladımın sevgisini Tarık Akan’a veriyorum

ADİLE NAŞİT:

Kulislerde, tiyatronun ta içinde büyüdük.Ben,başka birşey görmedim ki.Tiyatroda doğduk kardeşim Selim’le.Babamızdan gelen bir tutku tiyatroculuk.Ayrıca çok sevdiğim bir iş.En çok yorulduğum,bunaldığım zamanlarda evimin bir köşesinde oturayım diye kafamdan geçiririm.Ama öyle çabuk geçer ki bu duygu hemen sahneyi özleyiveririm. Ben hala tiyatrodan ayrılmış addetmiyorum kendimi.Tiyatronun imkansızlıkları olmasa zaten hiç ayrılmazdım sahneden…En son 3.00 lira alıyordum Gazanfer (Özcan) Bey’den.Geçimime yardımcı olsun diye de boş zamanlarımda film çeviriyordum bir yandan.Ertem Eğilmez Bey’de arada iş veriyordu.Hülya-Tarık çiftiyle ”Beyoğlu Güzeli” nin ardından yine aynı çift ve Münir Özkul’la ”Sev Kardeşim”i çevirdim.İlk zamanlar 300 lira yevmiye alıyordum.Derken bu kısa zamanda 500 ve 1000 liraya çıktı.Bir filmden ortalama elime 5-6 bin lira geçmeye başladı.Doğrusu ne Gönül Ülkü Hanım,ne Gazanfer Bey birşey söylemiyorlardı,ama ben rahatsız oluyordum. Herkesi provalarda tam saatinde isterken bana göz yummaları iş prensiplerini aksatıyordu.Birgün dayanamadım, bunun böyle daha fazla yürümeyeceğini söyledim ve 1975 tiyatro mevsimi başında dostça ayrıldık.

 

MÜNİR,AYŞEN ÖDÜLÜ KENDİLERİ KAZANMIŞ GİBİ BAYRAM EDİYORLARDI

Haziran’ın 24’ü.Günlerden perşembe.O gün de herzaman ki gibi Arzu Film’in setinde çalışıyoruz.Ben,Münir Özkul,Ayşen Guruda ve öbür arkadaşalar.Bir ara bir telefon.Ertem Eğilmez,beni istiyormuş telefonda.”Adile,Antalya’ya gidiyormuşsun,ödül kazanmışsın onu alacaksın”dedi.”Acaba hangi yardımcı rol için”diye sordum.”Yardımcı rol falan değil”diye gürledi Ertem Bey.”Doğrudan doğruya başkadın oyuncu olarak alıyorsun.Sana pazartesiye kadar izin” Neredeyse yüreğime inecekti.Bir anda stüdyo birbirine girdi.Münir,Ayşen ve öbürleri,herkes sanki Altın Portakal’I kendileri kazanmış gibi bayram ediyorlardı.Beni sarılıp sarılıp öpen,bağırıp çağıran gırla…Bense sanki cam kesmişim.Neden sonra aklım başıma geldi.Evi aradım ”Ziya Bey sana bir haber vereceğim sakın heyecanlanma” dedim.”Aslında ben de pek inanmadım ama Ertem Bey haber verdi.Ben 13.Antalya Film Festivali’nde birinci kadın seçilmişim” Karşı taraf tıs…Hiçbirşey söylemedi.”Ziya Bey” dedim.Cevap yok.Br daha seslendim yine cevap yok.Nihayet avazım çıktığı kadar,”Ziya Bey beni duyuyor musun?” diye bağırdım.”Bağırma kadınım.Sağır değilim,elbet duyuyorum”.”Duyuyorsan niye cevay vermiyorsun öyleyse?””Düşünüyorum ondan,Şey diyorum…sakın bu soğuk bir şaka olmasın?”

 

FİLMLERDE HİÇ ZORLUK ÇEKMEM AĞLAMA KONUSUNDA

Bu öyle bir armağan ki,beni hayatımın sonuna kadar dimdik ayakta tutmaya yeter.Belediye reisi mutlaka birşey söyledi Altın Portakalı verirken…Ama ben hiçbirini duymadım heyecandan…sadece ağlıyordum. Galiba yaşantımın içinde tüm olayları bütün yoğunluğuyla yaşadığım için böyle.Bir olay bir başkasını anımsatıyor ve bir zincir halinde yürüyüp gidiyor kafamın içinde olaylar.Örneğin filmlerde hiç zorluk çekmem ağlama konusunda.Kafamın bir köşesine sıkışmış,atamadığım,söyleyemediğim olayları anımsar ağlayıveririm.Öylesine çabuk boşalır ki gözümden yaşlarben bile şaşırıyorum.

 

HİÇBİR ZAMAN KENDİMDEN MEMNUN OLMAMIŞIMDIR

Giydiklerimin bana yakışmadığını düşünürüm.Makyaj yaparım,örneğin bir film galasına gitmek için,”Aman ne olmuşsun böyle”desinler,gözlerim dolar koşar banyoya yıkarım suratımı.Her zamankinden biraz daha şık giyinsem”Aman ne güzel olmuşsunuz Adile abla…”desinler mahvolurum.İşte ”bana acıyorlar,onun için iltifat ediyorlar”diye…son zamanlarda denize giremez oldum.Dehşetli utanıyorum.Bu son yolculukta ya bir ya da iki defa denize girdim.Hiç kimsenin ısrarı beni kandıramadı.Etrafımda benim yaşımda ki kadunlar örtüler içinde oturup beni seyrettikçe,iyice kötü oluyorum.Hepten vazgeçiyorum.Aşağılık kompleksi bunlar tabi ki.

KÜÇÜKKEN GÖK GÜRÜLTÜSÜNDE ÖLECEĞİMİZE İNANIRDIK

Ailecek yatağın üzerine çıkar son dualarımızı yapardık sabahlara kadar.Sonra babamız bizi çok korkuturdu.Odaa yaramazlık yapmayalım diye anahtar deliğinden duman üflerdiodanın içine.Ben ve Selim,otrduğumuz yerde korkudan çişimizi yapardık.Hök gürültülerinin bizi öldürecekleri korkusuyla büyüdük.Batıl inançlarım da çoktur haliyle.Hemen hepsine inanırım.Biraz hafifletmeye çalışıyorum bütün bunları ama,öylesine az yararı oldu ki bu çabamın.Kocam bile alıştı artık bütün bunlara.Birisi ölsün,gece hemen yataklarımız birleşir,bu iş bir y kadar sürer.Olay biter,bir yenisi oluncaya kadar yine yaşamımız normale döner.Kızgınlığımı açık açık belli etmiyorum.Ama kırılıyorum.Örneğin,tiyatroda akşama kadar elleri donarak yerleri süpüren çocuğa,”Haydi git de bana bir paket sigara al”deyiverenlere sinirlenmemek olası değil.Yüreğimin içinden birşey cızlayıveriyor o zaman.Belki ağlıyorum,görmemezliğe geliyorum falan.

UÇAK YOLCULUKLARINDAN NEFRET EDERİM

Karı-koca,Gazanfer Özcan grubuyla İzmir’deyken oğlum Ahmet hastaydı.Allah kimsenin başına vermesin,3-4 gün için birden gidiverdi o aslan gibi Ahmet!İstanbul’dan İzmir’e iki gün sonra tekrar döndük ve sahneye çıktım.O gün bugündür uçak yolculuklarından nefret ederim. 1971 yazıydı.Aylardan Temmuz.Darülaceze’ye 4-5 defa gittim.İki bebek vardı,ikisi de bir yaşlarında var,yok.Biri oğlan öbürü kız.İzmir’de turnede iken karar verdik dönüşte oğlanı alacağız .Fakat İzmir’deyken bizim oğlanı almışlar haber geldi.Dört beş gün sonra gittim ki kızı da almışlar o sırada.Demek ki Allah’ın takdiri böyle.Kendimi Tarık Akan gibi,Halit Akçatepe gibi beraber çalıştığım genç arkadaşlara adadım artık.Onlarla,bir abla gibi meşgul oluyor,evlat sevgimi onlara veriyorum.İnanırmısın onlarda bir anne,bir abla gibi beni seviyorlar.Herşeyimle yakından ilgileniyorlar sağ olsunlar…

Röportaj:Ses Dergisi,1980/TV’de 7 Gün dergisi,Sezai Solelli,1976

Derleyen:Bilgen Ülgen/Karakarga Kasım 2016