Ağu 28, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

KARANLIĞIN YÜREĞİ

KARANLIĞIN YÜREĞİ

KARANLIĞIN YÜREĞİ /Joseph Conrad

Karanlık neyin açılımı dersiniz? Bir durumun, bir olayın , yoksa kişinin karanlığı mı? Karanlık tüm zamanları kapsayan bir yalnızlık mı? Kimin yalnızlığı kişinin mi, coğrafyanın mı?… Karanlık,aslında etrafında ki  tüm ışığı emen bir gölge. İyi niyetlerin, sevecenliğin, yardımseverliğin, hepsinden önemlisi insanlığın ışığını emen bir yalnızlık; karanlık.

Bir yolculuk; burnu büyük, ukala Avrupa’dan başlayan; yeni keşfedilen ve “ilkel” ve “vahşi” bir coğrafyaya doğru… Emperyal bir amaç için, inkar edilen ilkellik ve vahşilikle beslenmek için. Modern dünyayı yüceltmek için, sanat adına tüm vahşiliği yok etmek için. Dişe dokunmaz bir heykele dünyanın parasını vermeye hazır yarı tanrıların sunağına, fillerin dişlerini geçirmek için. Sunağın harcına kanı, teri, emeği ve Avrupalı olmayan etini katmak için…

Nehirde başlayan bir yolculuk bir güvenli limanın kuytusundan okyanusa açılan bir ince yol; gelgitlerin kaderine mahkum:

“Thames’in aşağı bölümlerinde, geçmişin yüce ruhunu anması kadar kolay bir şey yoktur. Bitmeyecek görevini durmadan yerine getiren gelgit akıntısı, kimi zaman yuvalarının rahatına, kimi zaman da deniz savaşlarına taşıdığı adamlarla, gemilerin anılarıyla doludur. Ulusun gurur duyduğu tüm adamları tanımış, onlara eşlik etmiştir akıntı: Onlar toprağın içindeki gücün habercileri, kutsal ateşin kıvılcımını taşıyanlardı. Ne büyüklükler akmamıştı o ırmağın akıntısından, bilinmeyen bir dünyanın gizemlerine!.. İnsanlarım düşleri, toplulukların tohumları, imparatorlukların filizleri.”

Nehirden dünyaya akan bir sürü pislik aslında, medeniyet adına, gelişmişlik adına, tüm dünya beyaz Avrupa’nın hizmetli olmaktan öteye geçememiş bu akıntılarla. Gelmişler ve fakat gitmemişler. Gelgit görevini yerine getirirken köle efendi açmazını bırakmıştır miras olarak. Kendini doğanın parçası olarak gören “vahşi” dünyaya “efendi”nin mirası bu … Karanlık bir miras, yüreğine hançer saplanan, vahşinin çığlığını duymayan efendinin yolculuğu başlamıştır nehirden tüm dünyaya.
Bir insanın yüreğine yolculuk, bir çok bilinmeze olduğu gibi. Umursamaz bir insanın bir başka insanı ölümünü keşfetme yolculuğu:

“Ölümle boğuştum ben. Düşünebileceğiniz en can sıkıcı mücadeledir bu. Elle tutulmaz bir pusun içinde yer alır, ayağınızın altında bir şey yoktur, çevrenizde bir şey yoktur, seyirci yoktur, gürültü yoktur, ün yoktur, büyük bir kazanma isteği yoktu, büyük bir yenilgi korkusu yoktur, ılık bir umursamazlıkla dolu sağlıksız bir havada, kendi haklılığınıza inanmadan, rakibinizinkine hiç mi hiç inanmadan, sürer gider. Bilgeliğin son aşaması buysa eğer, yaşam sandığımızdan da gizemli bir bilmece demek.”

Bir çok bilinmezin ortasında bir adam. Tüm benliği ile hakim bir kişilik. Ortasında öykünün kenarına iliştirilen insanların öyküsü. Konuşması çok önemli olsa konuşulmadan yok olan bir değer:

“Tuhaftır yaşam: acımasız mantığın boş bir amaca yönelik gizemli düzeni. Yaşamdan umulacak tek şey, insanın biraz kendini öğrenmesi-oda geç olur hep-ve bitmek bilmeyen bir yığın pişmanlık.”

Pişmanlık yaşanandır, geride kalan değiştirilemeyen… Yolculuğun başında bunu bilmek ayrı bir sınav olsa gerek. Giderken nasıl biteceğini bilmenin çaresizliği, karanlığın yüreğine yolculuk aslında. Yaşanansa, asla ışığı sevmeyen bir gerçekliğin ortalama vahşeti. Durum tespiti yapılan bir manzaranın azameti içinde korkunç bir vahşilik. Aslında vahşi kim sorusuna verilemeyen cevabın yolculuğu.

Karanlığın içinde görmek bir işe yaramaz elbette,biraz da  el yordamı ile sökersin karanlığın yüreğini…
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir