Nis 23, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

KADER

KADER

KADER/Tim Parks

Köşelidir hayatlarımız… Üç boyutlu bir çokgen… Sivri kenarları ya bizim ve sevdiklerimizin canını yakıyor ya da en yakınımızda bulunanların. Kesik atıyor en iyi ihtimalle ve çiziyor oramızı buramızı.Yaşarken bunun çoğu zaman farkına varmıyoruz oysa ki. Mümkün dünyaların en iyisinde yaşadığımızı varsaymamız,en iyisi oluyor çoğu zaman. Doğru şeyi yaptığımızdan o kadar eminiz ki,yine olsa yine aynısını yaparız diyor ve yaşıyoruz. Bizim tavrımız ve karakterimiz bu deyip geçiyoruz ya da susuyor devam ediyoruz. Oysa o köşeleri dönünce tavrımızda,davranışımızda değişiyor başkalaşıyor. Ancak bir olay,bir büyük olay aymamızı sağlıyor ,o da bazen. Yoksa mutlu mesut ya da kendinden emin sürdürüyoruz yaşamımızı. Değişen bir sürü parametre içinde elbette biz ve tavrımızda değişiyor da,ya algılamıyoruz ya da algılamak istemiyoruz.


Kendimizi,ilişkimizi çevreyle olan iletişimi sorgulamaya ancak ve bazen o “an” başlıyoruz. Çoğu zaman ise biz daima haklıyız ve şartlar gereğini yerine getiriyoruz. Şartlar sığındığımız bir liman oysa ki,-… Durmaya vaktimiz mi yok,yoksa kendimizi sorgulamak için durmak mı istemiyoruz?Bir akış içine gömülüp,günün sonunda bize kalanı belki de kar sayıyoruz. Rollerimizi oynadık rahatız. İşte bir çalışan evde bir ebeveyn veya bir aile ferdi. Rol bu,eh bizde bu role bir şeyler kattık daha ne olsun. Susalım ve devam edelim hayata. Bizi mutlu kılan anların gölgesinde yaşamaya devam edelim. Oysa mutluluk geriye dönük bir algı. Ah o anlarda ne kadar mutlu ve huzurluydum demek geriye bakınca yapılan bir şey. Elbette ideal bir dünyada var değiliz. Önce beşeriz ve daima şaşarız. Kimliğimiz bile şaşar. Rolümüzde yazılı olmayana saparız bazen. Bir köşeyi dönmüş ve birinin hayatına dokunmuşuzdur da haberimiz bile olmaz. Bir şey okurken yüzümüzdeki değişim birinin gözüne çarpmış ve onu da etkilemiştir belki. Ya da aldığımız bir karar çoktan çizmiştir birinin yüreğini. Sustuğumuz bir olayın etkileri daha bir başka olmuştur sonraları. Oysa her zaman kendimiz için en iyisini yaptığımızı düşünüp rahatızdır. Ya da etkileşim içinde bulunduğumuz insanlar için en iyisini yaptığımızı düşünüp,kendimizi rahatlatmışızdır. Bazen de “kader”imizde olanı yaşamanın tevekkülü içinde kendimize bir yol bulmuşuzdur.
O an işte, tam o an gelip çatana kadar, o zaman kendimizi çevremizde olanı,onlarla iletişimimizi ve etkileşimimizi sorgulamaya başlarız. Aile içindeki rolümüzü mesela. Ne zaman başladı diye sormaya başlarız. Bu ne zaman başladı. Hangi tavır beni bu noktaya getirdi? Hangi yapmadığım beni hesaba çekiyor? Bütün yaşananlar bir yanılsama mı yoksa ben mi görmedim?

İnsan ilişkileri çetrefilli. İnsan bir kaygan zemin daima ve elbette ne kadar aksini savunsa da tutarlı değil. Köşeleri keskin ve sivri. Her zaman incitme,incinme potansiyeli var. Sonuç olarak gördüğün bir tablonun parçasıdır herşey eni kökü. Bir bütün,bir sürü parçanın toplamından daha büyük ve daha farklıdır.

“Hayatlarımız, hayallerimizle paralel biçimde ilerler. Ama asla tam olarak bağdaşmaz.”

Sorgulamaya erken geç başlamak bile önemini yitiriyor.Bazen sadece başlamayı gerektiren olay önem kazanıyor. Bu sefer de işi gücü bırakıp o ana odaklanıyoruz. Kendimizi,tavrımızı,duygularımızı bu olay ekseninde sorgular oluyoruz. Evliysek evliliğimizi, babaysak baba rolünü ve bir iş sahibiysek işimizi yine bu olay ekseninde sorguluyoruz. Çağrışımsal bir dünyada yaşıyoruz anılarımız bir sürü kodlama içinde yer alıyor. Bir oyuncak,bir gazete,bir haber,bir gülüş bizi o anılara götürüyor. Ve çoğu zaman hesaplaşmalar da o anda başlıyor. Her bir anı başka bir anla katlayıp,özdeşleyip hesaba çekiyorsun kendini. Bir hareket başka bir anı çağırıp hesap soruyor. Eş olma tavrını, baba olma tavrını, yaptığın hatanın hangisi olduğunu sorduruyor.Yaşarken farkına varmadığın ve veremediğin bir sürü cevap doğar böylelikle. Yaşarken işine ne geldi ise, onu yapmışsındır eni kökü sana ne uyduysa onu. Kadere bağlayıp tevekkül ettiğin ise seni rahatlatır daima.
Çağrışımsal bir sarmal etrafında bir sorgulama okudum. Thomas Bernhard tarzındaVirginia Wolf kıvamında bir roman… Aile ve roller bazında bir hesaplaşma,bireyin kendisi ve çevresi ile bir hesaplaşma… Ne neydi? Kim hata yaptı?Ben hangi hatayı yaptım? Kim günahsız?

Ulaşılan noktada kimsenin yok kimseden farkı ve İlk taşı atabilecek kimse yok eni kökü.

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir