Ara 12, 2017

Posted by in Kitap | JOHNY SOSA’NIN ŞARKISI için yorumlar kapalı

JOHNY SOSA’NIN ŞARKISI

JOHNY SOSA’NIN ŞARKISI

JOHNY SOSA’NIN ŞARKISI /Mathias Delgado Aparain

Uruguay’ı nasıl bilirsiniz? Ben, şahsen, Güney Amerika’da kendi halinde bir ülke olarak biliyordum. Bir ara da, hatırlarsınız, Uruguay’ın Devlet Başkanı Jose Mujica, dünyanın en fakir başkanı olarak haberlere konu olmuştu. 12.000 dolarlık maaşının %90’ını fakirlere ve küçük girişimcilere dağıtan Mujica, Türkiye’de de çok konuşulmuştu…

Uruguaylı yazar Mario Delgado Aparain’in Johnny Sosa’nın Şarkısı isimli kitabını okuduktan sonra Uruguay’ı da, Mujica’yı da biraz daha araştırdım. Ve gördüm ki Mujica ile Aparain’in arasında 14 yaş var; Mujica büyük. Uzatmadan şuraya geleceğim: ikisi de Aparain’in kitabına konu olan dönemi çok ama çok iyi biliyor. Aparain hakkında yeteri kadar Türkçe veya İngilizce kaynak bulamadığım için onu bilmiyorum ama Mujica, 2 kere hapse atılmış ve 6 kere vurulmuş. Uruguay çok kötü günler geçirmiş arkadaşlar anlayacağınız. Ve bence en korkunç kısmı da onların acı günlerinin bizim içinde bulunduğumuz bu günlere çok ama çok benzemesi… Johnny Sosa’nın Şarkısı, Luis Sepulveda’nın önsözüyle açılıyor. Şilili yazar, Johnny Sosa’nın Şarkısı ile ilk tanışmasını anlatırken, Uruguay’ın belli bir dönemine, buna paralel olarak da kitabın arka fonuna dair ipuçları veriyor. Latin Amerikalı şairlerin en büyüğü, Brezilyalı Guimaraes Rosa’dan bir alıntı yapmış en başta mesela:

“Hikayeler sadece anlatıcının ağzından dökülmezler, onu şekillendirirler de: Anlatmak direnmektir.” Aparain de direnenlerden. Johnny Sosa karakterini yaratarak, diktatörlük zamanlarında insanların ne pahasına neler kaybettiğini ele alıyor yazar. Gücü elinde tutana yanaşanlar kazanıyor, bir şeyler elde edebiliyor ve zor bela sahip olduklarını kaybetmek istemiyorlarsa da sevdiklerinin gördüğü zulümü izlemek zorunda kalıyorlar. İzlemeyip, karşı çıkmaları durumunda da uğraşarak kazandıkları her şey anında yok olma tehlikesi altına giriyor. Sepulveda, yine önyazısında şöyle yazmış: “Uruguay’daki üniformalı barbarlığı kazasız belasız atlatanların sayısı bir elin parmaklarını geçmez, onlar da tek bir hece bile yazmamışlardır; çünkü bir diktatörlük için yazmak isyan etmekle eşanlamlıdır.” Sırf doğru zamanda, doğru yerde doğmadığı, yaşamadığı için Johnny Sosa’nın başına gelenleri okurken gerçekten tek düşündüğüm “Allahım, çok tanıdık geliyor hepsi!” oldu. Tarih öğretmenlerim, “geçmişi öğrenip ders almak lazım” diye diye, kafama vura vura o kitapları ezberlettiler bana zamanında. Ama kim, hangi tarih kitabından ne dersi almış gerçekten çok merak ediyorum. İnsan hala insan ve geçmişte olan, bugün herkesin “offf ne fenalarmış” diye yorumladığı her şeyi bugün tekrar edenler var. Yine yazı, diktatörlüğe karşı isyan etmek. Yine “ben bunu istemiyorum” demek, nankörlük. Ve yine iyi bir insan olmak, kaybetmek demek… Tanıtım Yazısı: Kitabın yazarı Mario Delgado Aparin Uruguaylı. Uruguay da öbür Latin Amerika ülkeleri gibi diktatörlüklerden nasibini almış bir ülke, doksanlı yıllardan önce ülkede hapse girmemiş hemen hiçbir aydın kalmamış. Gazeteci olan Aparin romanında bu karanlık dönemi işlemiş. Johnny Sosa’nın hikâyesi Florida’dan başlayıp güneye inen Mosquito County denilen topraklarda geçiyor. Johnny zenci bir blues şarkıcısı, Lou Brakley hayranı, ön dişleri olmadığı için sesi çok güzel olmasına karşın şarkıcı olarak önü açık değil. Her sabah yedide uyanarak Melias Churi’nin hazırladığı Brakley programını tek dalga Spika radyosundan dinliyor, beyaz sevgilisi Dina’yla sevişiyor, Chantecler adında bir randevuevinde Kara Elmas adını verdiği gitarı ve yeşil bangosuyla caz müziği yapıyor. Yaşamdan bundan başka bir şey istediği de yok. Bir gece Johnny, Chantecler’de Melias Churi’yle karşılaşıyor. Churi genç adama sesinin güzel olduğunu ama onunki gibi ‘İngilizce olmayan bir İngilizce’yle’ söylenen şarkılarını kimsenin dinlemeyeceğini söylüyor. Johnny’nin tek ilgilendiğiyse Brakley’in hikâyesinin program durdurulduğu için dinleyemediği sonu. Johnny ısrar edince, sunucu, cazcının bir sabah ‘İsa’nın yüzünün bilimsel bir araştırması’ adlı bir kitapla küvette ölü bulunduğunu, kanında on bir ayrı uyuşturucuya rastlandığını söylüyor. Ancak tam o sırada bara giren askerler sunucuyu yaka paça götürüyorlar. Mosquito County’de sonu gelmeyen askeri darbelerden biri daha. Kasabaya yerleşen sıkıyönetim komutanı, kiliseyle sıkı bir işbirliği içinde cadı avı başlatarak, bir yandan da çok sevilen Radio Nacho’nun zararlı yayınlar yaptığını savunuyor. O dönemde en prestijli işse, ironik ama, komutanın küçümsediği bu radyonun tüm Karayip kıyılarına yayınladığı bir bolero yarışmasını kazanmak. Kazanmayı çok isteyen askerler kasabanın rahibiyle işbirliği içinde, Johnny’ye dişşiz bir zencinin oralarda blues söyleyerek barınamayacağını, Chantecler’in kapatılıp orada çalışan Brezilyalı fahişelerin çoktan toplatılıp hapse atılmasını söyleyerek baskı yapıyorlar. Blues sanatçısından bolero söylemesini isteyip onu bir maestrodan ders almaya zorluyorlar, komutan sırf bu iş için Johnny’nin dişlerini yaptıracağını vaat ediyor. Dina’nın da baskısıyla bolero söylemeye razı gelen Johnny, bolero derslerinden de, içine düştüğü işbirlikçi konumundan da müthiş rahatsızlık duyuyor. Kasabada askeri baskının artmasıyla işler giderek kötüleyip dostları olur olmaz nedenlerle ortadan yok olmaya başlayınca, Johnny kimselerin yüzüne bakamaz oluyor. Sonunda tam yarışma arifesinde tüm havasını yitirmiş Chantecler’e gidiyor, Kara Elmas’ı ve bongosunu alarak sahneye çıkıyor, askerlerin gözünün içine baka baka blues söylüyor. Bunun üzerine komutan Johnny’den vermezse zorla almaya son derece kararlı, gitarını ve dişlerini istiyor. Johnyy Sosa’nın Şarkısı eski bir yaraya parmak basan, blues parçaları ve ellilerin sinema karakterleriyle renklendirilmiş dokunaklı bir öykü. Askeri rejimlerden çok çekmiş bir Latin Amerikalı yazarın kaleminden çıkma, baskı, zorbalık, özgürlük konularını işleyen iyi yazılmış bir kısa roman. Kitap ilk kez 1991’de basılmış, Aparain kendine özgü bir tarz ve kara mizah duygusuyla kaleme almış romanını. Sepulveda’nın kısa romanları gibi hüzünlü ve dokunaklı, ama bir o kadar da matrak ve sevgi dolu bu öykü, ellili yılların filmlerinden Johnny’nin aklına geliveren olur olmaz repliklerle renklendirilmiş.

Kaynak:Simay Yıldız/canlabirsene.blogspot.com.tr

Comments are closed.