Eyl 24, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

JAVOB VON GUNTEN

JAVOB VON GUNTEN

JACOB VON GUNTEN/Robert Walser

Köşelidir bizim hayatımız… Bir çokgen, üç boyutlu… Bir şekilde sivri kenarları ya bizim ya da sevdiklerimizin, en yakınımızda bulunanların canını yakıyor. Kesik atıyor en iyi ihtimalle ve çiziyor oramızı buramızı. Başkalarının köşeleri bizi,biz başkalarını… Yaşarken bunun çoğu zaman farkına varmıyoruz. Mümkün dünyaların en iyisinde yaşadığımızı varsaymamız, en iyisi oluyor çoğu zaman. Doğru şeyi yaptığımızdan o kadar eminiz ki yine olsa yine aynısını yaparız diyor ve yaşıyoruz. Bizim tavrımız ve karakterimiz bu deyip geçiyoruz ya da susuyor devam ediyoruz. Oysa o köşeleri dönünce tavrımızda,davranışımızda değişiyor,başkalaşıyor. Ancak bir olay,bir büyük olay aymamızı sağlıyor o da bazen. Yoksa mutlu mesut ya da kendinden emin sürdürüyoruz yaşamımızı. Değişen bir sürü parametre içinde elbette biz ve tavrımızda değişiyor da ya algılamıyoruz ya da algılamak istemiyoruz.


Kendimizi,ilişkimizi,çevreyle olan iletişimi sorgulamaya ancak ve bazen o “an” başlıyoruz. Çoğu zaman ise biz daima haklıyız ve şartlar gereğini yerine getiriyoruz. Şartlar,sığındığımız bir limandır oysa. Durmaya vaktimiz mi yok yoksa, kendimizi sorgulamak için durmak mı istemiyoruz? . Bir akış içine gömülüp günün sonunda bize kalanı belki de kar sayıyoruz. Rollerimizi oynadık rahatız… İşte bir çalışan,evde bir ebeveyn veya bir aile ferdi… Rol bu eh bizde bu role bir şeyler kattık daha ne olsun,susalım ve devam edelim hayata. Bizi mutlu kılan anların gölgesinde yaşamaya devam edelim. Oysa,mutluluk geriye dönük bir algı çoğunlukla. Ah o anlarda ne kadar mutlu ve huzurluydum demek,geriye bakınca yapılan bir şey. Elbette ideal bir dünyada var değiliz. Önce beşeriz ve daima şaşarız. Kimliğimiz bile şaşar. Rolümüzde yazılı olmayana saparız bazen. Bir köşeyi dönmüş ve birinin hayatına dokunmuşuzdur da haberimiz bile olmaz. Bir şey okurken yüzümüzdeki değişim birinin gözüne çarpmış ve onu da etkilemiştir belki. Ya da aldığımız bir karar çoktan çizmiştir birinin yüreğini. Sustuğumuz bir olayın etkileri daha sonra daha da bir başka olmuştur. Oysa her zaman kendimiz için en iyisini yaptığımızı düşünüp rahatızdır. Ya da etkileşim içinde bulunduğumuz insanlar için en iyisini yaptığımızı düşünüp kendimizi rahatlatmışızdır. Bazen de “kader”imizde olanı yaşamanın tevekkülü içinde kendimize bir yol bulmuşuzdur.
O an işte tam o an gelip çatana kadar o zaman kendimizi çevremizde olanı onlarla iletişimimizi ve etkileşimimizi sorgulamaya bayılırız. Aile içindeki rolümüzü mesela. Ne zaman başladı diye sormaya başlarız. Bu ne zaman başladı? Hangi tavır beni bu noktaya getirdi?Hangi yapmadığım beni hesaba çekiyor?Bütün yaşananlar bir yanılsama mı yoksa ben mi görmedim? İnsan ilişkileri çetrefilli… İnsan bir kaygan zemin daima ve hiç tutarlı değil,her ne kadar tutarlı olduğunu savunsa da. Köşeleri keskin ve sivridir insanın Her zaman incitme,incinme potansiyeli var. Sonuç olarak gördüğün bir tablonun parçası eni kökü. Bir bütün,bir sürü parçanın toplamından daha büyük ve daha farklı…

“Hayatlarımız, hayallerimizle paralel biçimde ilerler. Ama asla tam olarak bağdaşmaz.”

Sorgulamaya erken geç başlamak bile önemini yitiriyor,bazen sadece başlamayı gerektiren olay önem kazanıyor. Bu seferde işi gücü bırakıp o ana odaklanıyoruz. Kendimizi,tavrımızı,duygularımızı bu olay ekseninde sorgular oluyoruz. Evliysek evliliğimizi,babaysak baba rolünü ve bir iş sahibiysek işimizi yine bu olay ekseninde sorguluyoruz. Çağrışımsal bir dünyada yaşıyoruz.Anılarımız bir sürü kodlama içinde yer alıyor. Bir oyuncak,bir gazete,bir haber,bir gülüş bizi o anılara götürüyor. Ve hesaplaşma çoğu zaman o anda başlıyor. Her bir anı başka bir anla katlayıp özdeşleyip hesaba çekiyorsun kendini. Bir hareket,başka bir anı çağırıp hesap soruyor. Eş olma tavrını, baba olma tavrını, yaptığın hatanın hangisi olduğunu soruyor o an.Farkına varmadan veremediğin bir sürü cevap doğar yaşarken. Yaşarken işine ne geldi ise onu yapmışsındır eni kökü,sana ne uyduysa onu. Kadere bağlayıp tevekkül ettiğin ise seni rahatlatır daima.
Bir sorgulama okudum, çağrışımsal bir sarmal etrafında. Thomas Bernhard tarzında ,Virginia Wolf kıvamında bir roman. Aile ve roller bazında bir hesaplaşma.Bireyin kendisi ve çevresi ile bir hesaplaşma. Ne neydi,kim hata yaptı, ben hangi hatayı yaptım, kim günahsız… Ve ulaşılan noktada kimsenin yok kimseden farkı. ..İlk taşı atabilecek kimse yok eni kökü.

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir