Oca 16, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

JACOB’UN ODASI

JACOB’UN ODASI

JACOB’UN ODASI/Virginia Woolf

Kişisel gelişim,biz doğduğumuz andan önce başlayan bir süreç. Anne karnında başlıyor elbette ama genetik bir sürü faktör ve ailesel şartların yanında,elbette coğrafi şartların de ortasına doğuyoruz. Biz hiç bir zaman “boş bir sayfa” olarak gelmiyoruz dünyaya. Şartların zaten şekillendirdiği bir ortama,önce konuk,sonra o şartların sonucu oluyoruz. Dokunuyoruz her şey ve bize yakın insana…Onlarda dokunuyor elbette bizim hayatımıza. Etkileşim,bir insan davranışı ve bir kısmı unutulmuş olsa bile pek çok yolu var bunun.

“Mektupları düşünelim -nasıl kahvaltıda geliverdiklerini ya da gece vakti, damganın ölümsüzleştirdiği sarı pullarıyla, yeşil pullarıyla- çünkü insanın kendi postaladığı zarfı bir başkasının masasının üzerinde görmesin, edimlerin her şeyi nasıl kesip koparıverdiğini ve bize yabancılaşıverdiklerini fark etmek demektir. Ancak o zaman zihnin bedenden sıyrılıp çıkma gücü gözle görülür olur ve belki de masanın üzerinde yatan bu kendimizin hayaletinden korkar ya da nefret eder ya da onun ortadan kalkmasını dileriz.”Ayrıntılar ise,çoğu zaman görmezden geldiğimiz boşlukları oluşturur. Çatının şekli, insanın suratı, operanın sahnesi… Dokunulan tüm anlard, kalan tüm dokunuşların izlerinde bir gelişim gösteririz. Unutulan anların kalıntıları kara kutularda, hediye edilen eşyada, şömine üzerinde ki fotoğraflarda aranır. Ya da gizlidir… Bu yolculuk sırasında bir sürü kayıp da yaşanır. Bize kattıkları veya aldıkları ile,birlikte elimizden kayıp giden aslında koskoca bir dünyadır. Yol öğrenme sürecidir:

“...bir hocaya öğrettiğinin imgesini ayna olarak tut ayna kırılır.”

Bizde ki öğrenim süreçleri bize özgüdür ve yansımaları da bize aittir.Eğri tümsekli bir yoldur yaşam. Bu yolda daima başarı olmadığı gibi,başarısızlık da yoktur. Aslında çoğu zaman tek düze bir çizgide ilerleyen bir hayatımız var hepimizin:

“Felaketler, cinayetler, ölümler, salgınlar değildir bizi yaşlandıran ve öldüren; insanların nasıl baktıkları ve güldükleri, otobüslerin basamaklarını nasıl hızla tırmandıklarıdır.” 

Ayrıntıların yarattığı boşlukları seçen bir yazarın kaleminden bu süreci izliyorsunuz. Düşünsel bir akış tekniği ile zamanın çizgisel olmadığı bir mekansallık içinde oluşturmuş eseri. Olay,insanlık tarihini etkileyen bir savaş öncesini ve sonrasını kapsıyor.

Birinci dünya savaşı...
Bu şartlarda İngiltere’nin yaşadığı kültürel ve sosyal değişimi kopuk kopuk görüyorsunuz. Aslında bir gencin yaşamına konuk oluyorsunuz.Bu konukluğu derinlemesine ve ayrıntıların ön planda olan bir düzlemde yaptırıyor yazar bize. Dokunuşların izlerini,bakışların bize kattıklarının izini sürüyor . Kutularda gizli anıları ve o anlara ait anlara götürüyor … Oda bağlamında kişisel gelişimin ve sosyal kültürel değişimin izlerini girip kokluyor penceresinde ki çiçeği kenara çekip ,manzarasının keyfini çıkarıyorsunuz. Yollar,yıllar akıp giderken odanın sahibinin kaybını hissediyorsunuz. Ailesel ve kültürel şartların bir araya gelip yonttuğu o ruhun kıvrımlarını arıyorsunuz odanın penceresinden.Biraz yoğun bir anlatımla eseri kaleme alan yazar,adeta biraz daha dikkatli okuyun demiş okura.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR
  • avatar

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir