İVAN İLYİÇ’İN ÖLÜMÜ Ara31

Tags

Related Posts

Share This

İVAN İLYİÇ’İN ÖLÜMÜ

İVAN İLYİÇ’İN ÖLÜMÜ / Lev Nikolayeviç Tolstoy

Roman İvan İlyiç adlı baş karakterin ölümüne kadar olan yaşam serüvenini konu alıyor. Kitabın girişinde İvan İlyiç’in ölümüne şahit oluyorsunuz ve ilerleyen bölümlerde ölümüne kadar olan hayatını okuyorsunuz. Kitap bu yönüyle bana Kırmızı Pazartesi’yi anımsattı, belki Marquez bu kitaptan ilham alarak öyle bir kurgu tarzı benimsemiştir.

”Her nedense çevresindekiler, İvan ilyiç’in ölümcül değil hafif bir hastalığı olduğuna, sessizce oturup doktorun dediklerini yerine getirmesi gerektiğine, bir gün sağlığında iyiliğe doğru bir değişiklik olacağını inandırmaya çalışıyordu. Bu yalan ve dolanlı davranışlar İvan ilyiç’in yıkıyordu. Kendisi, onlar ne derse desinler, ağrıların daha da artacağını ve öleceğini çok iyi biliyordu. Onların iki yüzlü davranışları İvan İlyiç’e büyük acı veriyordu. Bildikleri gerçek kabul etmeyerek ona yalan söylemeler, onun da bu yalanı katılmasını istemeleri onu kızdırıyordu. Bu iki yüzlülük onu ölümün eşiğine doğru biraz daha itiyordu sanki”

Roman tüm açıklığı ile size ölümü ve acımasızlığını anlatıyor, yakalandığı hastalıktan adım adım ölümüne giden İvan İlyiç’in hayatını yeni baştan gözden geçirmesini ve inançlarını yeni baştan sorgulamasını anlatıyor. Ve okurken bize çok uzak olduğunu düşündüğümüz ölümün aslında hiç de uzak olmadığını, çok basit bir sebepten dahi size musallat olabileceğini bir kez daha anlıyorsunuz. Kitabın daha ilk sayfalarında insanların bencilliği yüzünüze tokat gibi çarpıyor, ilerleyen sayfalarda da aynı durum söz konusu. Biri hasta, ölüyor ama kimsenin gerçekten umrunda değil, herkes menfaatleri peşinde. Kimi iş yerinde boşalan koltuğunu kapma derdinde, kimi de kalacak paranın derdinde

”İvan İlyiç’in ölüm haberi üzerine oradakilerin aklına gelen şey, bu ölümün kendilerini ya da arkadaşlarının kariyerini nasıl etkileyeceği oldu.”

Okurken ürpermeden edemedim, Tolstoy hayatın acımasız gerçeklerini o kadar net ve çarpıcı biçimde ortaya koymuş ki kitabı bitirdiğinizde 100 küsur sayfalık kitap değilde 1000 küsur sayfalık kitap okumuş gibi hissediyorsunuz. Son sayfalara doğru her şey daha çarpıcı bir hale geldi, merhamete muhtaç olan ama sevdiklerinden onu bulamayan İvan İlyiç ruhen daha çok yıkıldı ve hayatındaki doğru sandığını kararlarını sorgulamaya başladı.

”Ya bütün hayatım yanlışsa?”

”Ona önceleri imkansız gibi görünen şey (hayatını gerektiği gibi yaşamamış olduğu şüphesi), doğru olabilir gibi geldi”

Arka Kapak Yazısı

İvan İlyiç, önce sorgu yargıcı, sonra da hakim olarak yaptığı görevinde mutludur. İnsanların, onun ağzından çıkacak kelimelerle kaderlerinin değişmesi kendisini güçlü ve önemli hissetmesine vesile olmaktadır. Aldığı maaş yeterli olmasa da yüksek gelirli bir yaşantısı varmış görüntüsü vermeyi başardığı için de ayrıca memnundur. Her şey yolunda ve olması gerektiği gibi gitmektedir. Ta ki körbağırsağındaki ağrılar şiddetlenip bütün lezzetleri acılaştırıncaya kadar…

Ölüme ilişkin yazılmış en başarılı roman olduğu tartışmasız kabul edilen İvan İlyiç’in Ölümü okuyucuya, “Ölüm hiç bu kadar yakın bir duruşla anlatılmamıştı.” dedirtecek denli dev bir Tolstoy klasiği

KAYNAK: yorumatolyesi.blogspot.com

468 ad