Haz 5, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

İÇERDEKİLER

İÇERDEKİLER

İÇERDEKİLER/Victor Serge

“Kanunun uzun eli”… Seni yakalamadan önce suçsuzsundur kendi içinde. Çünkü ya biri kışkırtmıştır seni ya da hak etmiştir ölmeyi. Eğer suçlu hissetmiyorsan, belki de bu dünyada değilsindir. Kendi flu,sisli gerçekliğinin içinde yolunu kaybetmiş, bulmanın da bir yolunu bulamamışsındır. Kapatılmaya kapatılacaksındır da;asıl soru,bir kolsuz gömlek giydirip bir odaya mı kapatmak gerekir seni,yoksa bir gri hücreye mi?; bunun ayırdına varmaya çalışır senden ayrı bir dünyada yaşaya akil insanlık. Düşüncelerinse, elbette mükemmeldir; en iyisini istersin halkın için ya da kendin için. Bunu suç olarak görmek, düpedüz intihardır ve hükümete dahil olanlar bu gaflet içindedir. Elini kana bulamamış olsa bile,bazen halkını halkından fazla düşünemezsin izin vermezler. Hadi düşündün varsayalım,dile getirip ifşa etmen suçtur bu sefer. Oysa bilirsin elini kana bulamış pek çok siyasi figürün bir taraflarına yapışmış koltuklarından hüküm vermeye devam ettiğini . Aranızda ki fark bir norm denizidir. Çok olanla arandaki uçurumdur. Onlar halk için,halkla birlikte kendileri için çalışır; büyük büyük sermayenin yanında yer alır,sömüreye göz yumarlar ne de olsa. Eğer suçlu isen ,ya vicdanın rahat vermez gider teslim olursun ya da suçlu olmadığını düşünüp kanunun uzun kollarına kendini bırakıp ‘tutuklu’ olursun. Ya da ‘tutuklanır’, suçlanıp, ‘suçlu’ hükmü giyip, ‘mahkum’ olursun.

Yolun artık mapushane ile kesişmiş; hakkında türküler yazılan, gri duvarlarına şiirler kazınan, her santimetre karesinden sessiz çığlıklar yükselen, şehrin en yüksek duvarlı,en sağlam görünüşlü,en modern binası ve onu yaşatan tüm düşünce ve davranışlar yumağı ile tanışırsın. Öğrenmek burada da devam eder senin için, belki de hiç bilmediğin bir dünyayı öğrenmeye ya da yeniden keşfetmeye başlarsın. Önce fiziksel kısıtlı kuralları, hücrenin yapısını,küçüklüğünü öğrenirsin. Bu fiziksel kısıtlama,bir sürü alışkanlık geliştirmene neden olur. Volta atmayı tespih çekmeyi ve belki de boncuktan kuş yapmayı öğrenirsin.Çünkü kısıtlama öncesi yaşadıklarını unutmak istersin. Soğuk duşu, tüm kişisel eşyaların elinden alınışını,intihar etme diye sökülen -hayatın duvardan öncesini hatırlatan- tüm ‘bağ’ları elinden alınışını, bağsız bir ayakkabı içinde ne şekilde yürüyeceğini bilmez halde ayağını sürüyüşünü unutmak istersin. Bunlar sanki senin başına gelmemiş de; şu an hücresinde oturan mahlukun başına gelmiştir. Sen ise,birazdan onun içine girip ona konuk olacak ve acılarını dertlerini paylaşacaksındır. Bu ilk yalnız kalma anını belkide tüm diğer izolasyon ile kıyaslasan da,bu başka bir iz bırakacak sende. Mutlak varoluşun yalnızlığı ki hiçliğin kenarındaki uçurumda bulursun kendini bu sessiz anda. Oysa bulunduğun bu hücre çok da sessiz değildir.Umuma açık bir özel alanın kalmamıştır ,her an işgale müsait,denetleme maksatlı tecavüz edilebilir bir alandır bu alan.

Ve en büyük sorun zamandır. Zamanı ölçmek için saat kifayetsiz bir araçtır. Alışkanlıklarına, kafanda ki kurgusal hayal gücüne, rutinleşen besleme görüş çalışma günleri ve saatlerine göre hesaplarsın artık geçemeyen zamanı. Durmuştur sanki…Bu kadar algı eksikliği ve tecrit beynini yemeye başlar. Deliğin kıyısında duyacağın değişik bir kaç söze ve bir yabancı yüze hasretsindir. Zaman ‘içerdekiler’ için ,içine bindikleri ve manzara değişmezse dönüp durduklarını anlamadıkları ve daima düz ve ileri gittiğini düşündükleri bir ‘tren’ yolculuğudur. Prangalar eskitilir, saatin kayışına isim kazılır, havalandırma sırası beklenir artık. Zamanın geçtiğini bu şekilde kavrar ve duvara bir çizik atarsın. Şaşkın,umutlu şiir yazabilirsen de dışarda ki deli dalgalar yoldaştır sana. Aldırma demek kolaydır da, küfür etmek bir seçenek olmaktan çok, bir mecburiyet olmuştur. Asfaltta ki arabaları duyup yola düşmenin güzelliğini hayal edersin. Ezberlemişsindir manzarasını pencerenin ve o güneşli günde yatağının köşesine vuran ışığın şeklinin. Tek kurtuluşun duvara çizdiğin cizginin sayısının artmasını beklerken,kendini bir şeyle meşgul etmektir. Çalışmak, okumak, dil öğrenmek veya boncuktan kuş yapmayı öğrenmektir. Bu arada arkadaşlar edinmek. ‘Adam’ olma iddiasında bir sürü silüet tanırsın da, çoğu karanlığı mazeret gösterip ihanete sığınan çıkarcılardır. Herkes kendi derdindedir eni kökü. Bunun için onları yadırgamak ise anlamsızdır. Eğer tahliye olabilirsen bir sürü yara bere içinde ve ürkek, güvensiz, kimsesiz çıkarsın dışarı. Ne sen eski sensindir,ne de bıraktığın güruh eski ‘ev’dir. Her şey değişmiş ve belki de gidecek ev kalmamıştır artık. Modern hapishaneler o kadar mükemmelleşmiştir ki artık onları yıkmanın zamanı çoktan gelmiştir…

Keyifli Okumalar

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir