HÜZNÜN FİZİĞİ

HÜZNÜN FİZİĞİ /Georgi Gospodinov

 Zaman sarmalı. İlk kez bir Bulgar yazar okudum. Bizim çoğrafyaya yakın olduğu için bizden de öğeler barındıran bir romandı. Ama formatı çok farklı bir roman. Bir sürü bağımsız gibi görünen öykücükten oluşuyor. Yazar kitabın bir yerinde öykü anlatıcısını tarif etmiş: Öykü anlatıcısının gücü,her ne kadar zayıf olana ait bir güç olsa bilenereden gelir?Anlattığı şeyin üzerindeki hakimiyetten mi acaba?İstediği zaman ölüm dağıtabileceği ve ölümü erteleyebileceği bir dünyayı ellerinde,daha doğrusu dilinin ucunda tutmasından mı?Gerçek hayatın suretini yaratabilen,onun ikizi sayılabilecek kadar gerçekçiveya uydurma olabilen bir dünyayı.Eğer birinde ölümün kılıcı üzerinde sallanıyorsa,diğerinin kurtarıcı koridorlarına kaçabileceğin bir dünyayı Buna uygun yazmış bu romanı. Bir çok takıldığı ve tekrarladığı konu var. Kuantum fiziğine göndermeler içeriyor. Ama en çok takıldığı konu minator ve ona yapılan haksızlıklar ışığında, kendi yaşadığı dönem ve coğrafyayı gözler önüne seriyor. Bir sürü “an”da olmak istiyor. Özdeşleştiriyor bir sürü insan hayvan ve hatta doğmamış ceninle. Bu roman otobiyografik öğeler de içeriyor. Bunu yapma isteği kendini en iyi kendisi ile açıklayabileceği gerçeği. Dönem olarak kominist partinin iktidara geldiği dönem. 70’ler 80’ler 90’lar. Yazar bu noktada kitabında bir bölümde şöyle diyor: Hayat,küçük ve önemsiz olanda gizlidir,yuvasını buralara yapar.Sonunda ne tür şeylerin kalıp da edebi karanlık öncesindeparıldadığını düşünmek tuhaf.Ne önemli olanlar,ne de…onları yazmanın veya anlatmanın bile bir yolu yok.Hatıraların gökyüzü,uzak bir şehirde bir kış gününde havanın karardığı o dakika için açılır,onsekiz yaşındayım,mucize eseri bir-iki dakikalığına tek başıma kalmışım,askeri birliğin kocaman içtima alanından geçiyorum. Ayrıntıcı bir yanı var tarihsel akışın sarmal yapısını ortaya koyuyor. Son bölümler ise sona yakışır bir şekilde ölüm temalı. Son bölümler daha çok ilgimi çekti çok daha keyifli idi doğrusu. Bu okuduğum roman formatında bir ayrıntı daha var okuyucuyu işin içine daha çok sokuyor. Fikir soruyor, dertleşiyor. İlk kez bu kadar farklı bir roman tarzı okudum. Keyifli bir yolculuktu.

Ömer AYDEMİR

468 ad