Eki 29, 2018

Posted by in Kitap | 0 Comments

HAYDUT

HAYDUT

HAYDUT/Robert Walser

Zaman bir çok kişi ve bilim insanı için oldukça karmaşık bir olgu. Sarmal mı,çizgisel mi olduğu bile çok net değil; ama ben zamana yaklaşımı iki konin sivri uçlarının birleşmesi şeklinde algılamayı seviyorum. Yani kum saati misali ortası dar bir nokta da akıp duran iki aralık. Bu nokta yaşadığımız şu an işte önünde uzanan gelecek olasılığı ,arkasında ise geçmişin değişmezliği. Tam bir nokta şu an. Peki bu noktayı genişletmek mümkün mü? Elbette zor bir soru. Yazarın olaya,hayduta bakış açısını değerlendirirken gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı. Yazar kendini özdeşleştirdiği bu roman kahramanı ile bağını hem onaylayıp hem reddederken zamanın şu anını genişletiyor. Üstelik biraz bilinç akışı tekniği biraz çağrışımsal yazarak. Anda olan tüm olayları anlatmıyor elbette ama anda olan bağlantılı olayları aktarıyor. Bir hareket onu aynı andaki başka bir yere ve kişiye götürüyor. Arka planda akan kültürel, siyasi ve sosyal olayları bu sayede aktarıyor bize. Hayranlığı, sevinci, toplumsal yargıları ve dışlanmayı. Anlatıcı-ben olarak yazar bazen yer değiştiriyor kahramanı ile,bazen de iç sesi oluyor kahramanın.

Çünkü hepimiz bize verilen önemden rahatsız oluruz. Hepimiz ortalama ölçüler içinde sevilmeyi tercih ederiz. Epeyce düşkünüzdür rahatımıza. Kimse bir başkasının kutsalı olmaktan hoşlanmaz, aksi taktirde bir imgeye dönüşmek zorunda kalır. Oysa mükemmel olmak, dev bir can sıkıntısıdır.”

Yazar bir yap bozun parçalarını bir arada sunuyor bize,erteleyerek kaçarak kendi yazım süreci içinde kaybolma pahasına. Eleştirmenler susmadan konuşan/yazan bir anlatıcı-ben ile roman kahramanı isimsiz, toplumsal olarak yararsız, beş parasız bir serseri olan “haydut” arasındaki bağı anlattığı görüşünde. Çünkü yazar bir asosyal ve akıl hastası olarak nitelendiriliyor yaşadığı çağda. Oysa şu an bir normal karakter olmuş durumda toplumda, bir fenomen bile olması mümkün şu çağda.

““Yani insanlar yalnızca kötünün içindeki kötülüğü değil, onun bir bütün olarak güzelliğini de görmeyi denemelidir; çünkü kötü, güzel bir şeydir de aynı zamanda; kötülük, fotoğrafçıya poz verirken takınılan ve bir deneyim noksanlığını sergilediği için hiçbir değer taşımayan tüm o sevimli-yavan suratlardan çok ama çok daha güzel bir şeydir.”

Yazarın bir dönem üretme sorunu yaşarken bulduğu kendine özgü bir teknikle yazdığı bu roman modern edebiyat öncüllerinden. Klasik giriş gelişme kurgusundan uzaklaşıp çağrışımsal bir labirente davet ediyor okuyucuyu. Bunu kendi ile özdeş kıldığı karakteri ve yaşamında büyük boşluklar bırakarak, erteleyerek ve kayıtsız kalarak yapıyor. Jose Saramago benzeri bir noktasız virgülsüz akışa kapılıp gidiyorsunuz kelimeler içinde. Yoğun bir anlatım içinde almak istediğiniz her şey bulunuyor. Yeterki almak isteyin.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir