Eyl 6, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

HAYAL KIRIKLIKLARININ KİTABI

HAYAL KIRIKLIKLARININ KİTABI

HAYAL KIRIKLIKLARININ KİTABI/Margit Schreiner

Hayat ne zaman başlar? Ana rahmine düştüğümüz ilk anda mı, yoksa hayatı algılamaya başladığımız anda mı? İkisi arasında geçen uzun yıllar vardır. Hayatı algılamaya bilinçli bir şekilde yorumlamaya başlamamız çok zaman gerektirir. Oysa başlangıcında o muhteşem kovuğun içinde huzurluyuzdur. Yüzüyor ve hiçbir çabaya ihtiyaç duymadan besleniyoruz,büyüyoruz. Daracıktır dünyamız ve/fakat kaygısızdır,bilinçsizdir çünkü. Prangalar vuran, emreden,sakınan,korkutan,kaygılandıran bilinç henüz yoktur bizde. Kovuğumuz sıcak nemli ve huzurludur. Duyduğumuz sesler ritimsel bir huzur içerir. Bu huzuru her zaman ve daima arayacağımızı bilmeden doğarız dünyaya. Daracık bir kanaldan geçeriz feryat figan bir varoluşun tanığı sanığı ve sebebi olarak.

“Doğar doğmaz tepeden tırnağa ölçülürsün; yüzüstü çevrilirsin, sırtın dinlenir. Beyaz önlüklü biri, bacaklarını neredeyse kopacakmış gibi ayırır. Yine beyaz önlüklü başka biri, muayene sonuçlarını büyük bir sayfaya yazar. Su dolu bir küvete taşırlar seni. Önce sevinirsin. Kendini yapış yapış ve kirli hissediyorsundur. Ama su, dokuz ay boyunca olduğu gibi içinde rahat ettiğin bir şey değildir artık. Gözlerine sızınca yakar, kulaklarına girince canını acıtır, ağzına dolunca boğulacak gibi olursun. Artık yüzemiyorsundur bile. Kalın kırmızı kollar seni tutmasa boğulacaksındır. İsteyen herkes seni öldürebilir. Hoyrat hemşire ellerini suya daldırabilir, kendini beğenmiş doktorlar beyninde bir damar çatlayana kadar baş aşağı tutabilir, histerik anneler ellerinden düşürebilir seni; diğer yenidoğanlar üzerine yuvarlanabilir, şişko kediler ağzının üzerine kurulmaya karar verebilir. Ağır bir yorganın altında kalabilirsin. Belki de bez değiştirme masasından düşersin ya da bebek arabasından.”

Bir sürü bilinmezin ortasına çaresiz,güçsüz,bilinçsiz ve zayıf olarak fırlatılmışızdır. Bir sürü şey bekler hayat bizden, tam ve eksiksiz olmamımızı en önce tabi;şirin olmamızı. Sessiz bir çocuk,yaramaz olmayan bir genç,asi olmayan yetişkin… Düzene uyum sağlamak şarttır elbette. Daracık huzurlu dünyamız,genişlemiş bir sürü bilinmezin gizemli büyüsü tarafından kutsanmıştır. Merak heyecan ve keyifle başlarız yolculuğumuza,önce tadarak:

“Hayat sonsuz bir bilgi zincirinden meydana gelir. Sonradan bakıldığında her şey mantıklı görünür, bilgiyi edinme süreci sırasındaysa şaşırtıcı. Nesneleri önce tatlarıyla tanırız… Eğer tatlarına bakmayacaksak annemizi, babamızı nasıl tanıyacağız? Kekeleyerek ”baba” ya da ”anne” demeyi öğrenmek yeter mi?”

Kuralımız yoktur elbette; her şey,emeklemeye başladığımızda bize mümkün gözükür. Çöp tenekesi,birden her şeyi yutan dev’e;halı,bir okyanusa kanepe bir arabaya dönüşür. Gerçek dünya,bu kurgusal dünya karşısında ne kadar da gri ve sıkıcıdır. Hangisini gerçekleştirmeye çalışırız? Tabii ki öğretilmiş sıkıcı gri olanı ,çünkü onun tüm şartları gerçek olmaya daha elverişlidir. Oysa hayal dünyamız çok renkli ve kuralsızdır. Gerçek dünya ise,kuralsızlığı hiç ama hiç sevmez. Bir sürü neden sonuç ilişkisi içinde kaybolur gideriz. Sıradan oluruz,herkes gibi oluruz…Oysa kendi dünyamızda ”biricik” ve ”kahraman”ızdır. Kanepeden geminin kaptanı,uçan halı sahibi,her dediği olan bir hükümdarızdır. Bildiklerimiz ne yazık ki maddenin katı dünyasında öğrendiklerimiz ve inandıklarımızdır.
Doğarız ve büyürü…bir sürü olay olur hayatımızda,bir sürü iz kalır ve biz de bir sürü iz bırakırız birilerinin hayatında.

“…her şey ardında bir iz bırakır. Özellikle de hayat…”

İşte son tahlilde oturup hesaba çektiğimizde kendimizi ve hayatı bir sürü soru bir sürü pişmanlık yaşamış ve kendimizce anlamlar yükleyip çıkarmışızdır. Bunların bir kısmını gülümseyerek,bir kısmını hüzünle anımsarız. Keşke deriz en çok… Ama bilinç bir prangadır hayal dünyamıza vurulan… Çocukluğun o deli dolu kuralsız ve umarsız dünyasına duyduğumuz hasret hiç bitmez. Ölürken bile o kovuğu,o bilinçsiz güzel günleri hasret ve özlemle yad ederiz. Gelin!vakit çok geç olmadan umarsız bir tavırla baş parmağınızı tekrar emin,hem de bir şey düşünmeden, istemeden,bir şeye inanmadan. Sadece siz ve çocukluğunuz olsun ve de ağzınızın kenarından akan salyaya aldırmayışınız….

Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir