Haz 12, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

GÜLÜN MUCİZESİ

GÜLÜN MUCİZESİ

GÜLÜN MUCİZESİ/Jean Genet

Hücre’ hayatın ilk tomurcuğu… Bir büyük hücrenin,etrafındaki duvarı delebilen başka bir hareketli hücre ile bir araya gelmesiyle başlayan serüven, yine bir hücrede yani ana rahminde gelişip serpiliyor. İlk duyduğumuz sesler,bir duvarın arkasından bize ulaşıyor. İlk temas ise,bir sürü sıvı ve duvarın arkasından ‘aletler’le sağlanıyor. Kalp atışlarını dinledikleri,oranı buranı görüntüledikleri,ses dalgaları yayan sana yabancı bedenine yabancı bir sürü aletle…Sonra doğuyorsun dünyaya ya da ‘fırlatılıyorsun’ yabancı bir ortama.

İyi kötü bağımlı bir özgürlük yaşadığın,ilk nefesin ardında da bu bağımlılık ve özgür olamama hali belki de son nefesine kadar devam ediyor. Öyle böyle büyüyüp dalıyorsun toplum denen güruhun ortasına. Kendinizin olmayan,çevrede kendinize yer açıyor ve rüştünüzü ispat etme derdine düşüyorsunuz. Bir sürü soru kemiriyor içinizi ben kimim, ben neyim, nerede geldim, amacım ne, neden hoşlanıyorum, cinsel eylimim ne? Bu sorulara bulduğumuz cevap çoğu zaman bağımsız olmuyor elbette. Aile,eş dost ve toplum şekillendiriyor tüm bu sorulara verilen cevabı. Ve özgürlük hiç bir zaman tam anlamıyla karşılığını bulmuyor toplumsal yaşamın gölgesinde. Güdük kalıyor alamadığı güneşten, yeterli yer olmamasından. Hep içimizde kalan bir hoş boşluk hissi oluşturuyor ya da uhrevi bir amaç oluyor.
Ve hücre gerçeği hiç ama hiç değişmiyor. Aile hücresi ve kuralları, okul hücresi, iş hücresi, toplum hücresi ve tüm bunların kurallarına kanunlarına uyma gereği…Uymazsan şayet, kanunun uzun elinden kaçamıyorsun. Seni ıslah etmeyi planlıyor ve bunu uygulamaya başlıyorlar; ıslahevlerinde. Duvarı ve çitleri olmaması bile bu ‘ev’i farklı kılmaya yetmiyor. Ev kelimesi bile iğreti duruyor da,üstünde kimse daha iyisini önermiyor. Yaklaşık aynı yaş gurubundaki dışlanmışlarla iç olmaya zorluyorlar seni. İçselleştiriyorsun ama çoğu zaman ‘dış’ olduğunu içselleştiriyorsun bu ‘ev’in içinde. Seni diğer ‘ben’lere yaklaştıran şey en çok mutsuzluğun ve umutsuzluğun oluyor. Sevgi,senin için başka bir formda şekilleniyor. İçinde dostluk, ihanet, nefret, aşk, seks ve şiddet olan ağdalı bir kavram olarak çörekleniyor yüreğine. Normalin bu oluyor,çünkü en çok bu yaşanıyor bu ‘ev’in içinde. Akraba ilişkileri bu hücrede yeniden şekilleniyor. ‘Dayı’ ların seni koruyup gözetiyor gözetmesine de,cüzzi bir bedel karşılığında diğer ‘dayı’lara karşı. ‘Ağabey’ ise bıçkın bir yol gösterici oluyor bedele giden yolda. Çalmayı, kavga etmeyi, kendini korumayı, kiminle birlikte seks yapman gerektiğini öğretiyorlar sana,ağzına tüküre tüküre hemde. Biat ettiğin farklı bir toplumsal kurgu oluyor ve bu kurgu hücre dışında da yakanı bırakmıyor. Islahevi ise büyüdükçe satrale ya da mahpushane’ye dönüşüyor.

Kahramanların ise,evden haneye devşiren kapalı mekanlardaki en azılı dışlanmışlar oluyor doğal olarak. Islah olmadığını düşünen içsel kurgular, dışlanmanı bir sonraki haneye taşımana seve seve izin veriyor. Kurtuluş ise,içindeki özgürlüğün bahçesine ulaşmaktan geçiyor. Yani ölmek tek muteber mevki oluyor. Gül bahçesindeki isimsiz bir gülün koparılması ise, gaddarca,hunharca ve vahşi gerçekleşiyor. Tepiniyorlar içinde,dışında kalan tüm güçler. Adın çoğu zaman bilinmiyor; ya lakabınla var oluyorsun,ya da sana yakıştırılan sıfatla.
Hücre değişmiyor aslında.Ana karnında seni doğadan koruyan duvarlar,bir süre sonra toplumu senden koruma görevini üstleniyor. Hücrede mutlu,huzurlu başladığın yolculuk,sana adam olmayı öğreten  başka bir hücrede devam ediyor. Duvar ise,artık fiziksel olmaktan öte sürrealist bir gerçekliğin parçası oluyor. Hücreyi artık içinde taşımaya başlıyorsun; adını kimsenin bilmediği,gülünü korumak için ve insanın gülünün solduğu akşam unutuluyor daima.

Keyifli Okumalar!

Ömer Aydemir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir