Nis 24, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

GÖLGELER ÇEKİLDİĞİNDE

GÖLGELER ÇEKİLDİĞİNDE

GÖLGELER ÇEKİLDİĞİNDE/Cahide Birgül

“Miş”li geçmiş zaman…
Mutluluk gibi,aldatılmak da geriye dönük bir algıdır. Aldatılıyorum demeyiz çoğu zaman. Aldatıl’mış’ım deriz. Tıpkı mutluy’muş’um ya da aşık’mış’ım dediğimiz gibi. Geriye dönüp baktığımızda anlarız kandırıldığımızı; ince ayrıntılar gelir çöreklenir kafamıza da,sonra kafamız dank eder.Bu bir genelleme değil elbette ,farkında olduğumuz anlar da vardır. Bunu da bilerek kabul ederiz. Aldatılmayı mesela… Anne,babamızın ya da sevdiğimiz eş, dost ve bilimum akrabamızın beyaz diye nitelendirdiği yalanlarını görmezden geliriz. Ya da gelmeyip uzaklaşırız tümünden. Öfke anında da çıkabilir içimizdeki,sessiz sedasız da…Sonra terk ederiz sevdiğimizi.
Anları geriye dönük düşünüp  yeniden konuştuğumuzda ya da hatırlamaya çalıştığımızda,kimsenin anlattığı kimseninkine uymaz. Çünkü olayın sende ki izi ile karşındakinde oluşturduğu iz aynı değildir. Aynı anı yaşayan iki insan için de durum değişmez. Bu yüzden kriminal bir olayda ki en zayıf halka görgü tanığıdır. Gerçekliğin titreşen dünyasında herkesin frekansı aynı değildir (Sicim Teorisi). Hukuksal süreçler bu noktada çok zorlanır ve adaleti sağlamak,daha bir karmaşık hale gelir. Bu yüzden görüntü,ses ve fiziksel kanıtlar olayları değerlendirip anlamada insan faktörünün önüne geçmiştir. Bir şeyi daha kabul etmek gerekir ki,insanlar yalan söyleyebilir. Sanırım yalan söyleyebilen ya da mış gibi davranabilen tek canlı da insandır.

Bir de geriye dönüp bakmak,adını koyamadığımız duygularımızı adlandırmak veya adını değiştirmek için ideal anlardır. Sevmiyor’muş’umun tam tersi,nefret ediyor’muş’um demek mümkündür veya dostum değil aşkım’mış’ demek mümkün. Bazen de adını koymayı o an istemediğimiz bir gerçeğin farkına varırız da bir aydınlanma yaşadığımızı düşünürüz. Bir sürü küçük ayrıntı yeniden organize edilir kafamızda ve o ana başka bir isim vermemiz gerekir.

Roman, yazarın ilk okuduğum kitabı ama örgüsünü kurgusunu sevdim doğrusu. Ayrıntıları yazarken daha gerçekçi ve bana yakın yazmış. Gerçekçiden kastım şudur ki,daha az kaygı duymuş yazarken örnek olmak kaygısı taşımamış. İdealist de yaklaşmamış. Herkesin içinden geçenleri olduğu gibi kağıda dökmüş amama davranışa değil. Yani kahraman size,okuyucuya döküyor içini de ,romanda rol kesmeye devam ediyor tıpkı bizim gibi,gerçek hayat gibi… İçimizden geçeni yansıtmamak adına ne çok tebessüm edip,ne çok susuyoruz düşünsenize.

Roman birinci tekil şahıs üzerinden yazıldığı için,bu ikili dünyayı daha iyi aktarmış yazar. Biraz yeraltı edebiyatı esintileri olsa da,daha çok dedektiflik romanına yakın. Çünkü yazarın kendi tabiri ile “çorap söküğü gibi kolay gelmiyor gerisi”. İnce ince hesaplamış yazar ayrıntıları yazarken,tıpkı (romandaki) kahraman gibi sizde güç bela ayrımına varıyorsunuz yaşananların. Geriye dönüp baktığınızda zamanın mış gibi geçtiğini  anlıyorsunuz. Empati kurduğunuzda öfkeleniyor, kendinizi intikam planı hazırlarken veya yüzleşme isterken buluyorsunuz. Yazarın anlatım dili sade ve/fakat etkili cümlelerle kurulu. Ama tiyatro yazarı,özellikle radyo oyunları yazarı olma yanının ne kadar güçlü olduğunu betimlemeleri ile size gösteriyor. Ve bence en önemlisi sıradan bir olayın veya anın, her insanda farklı tecelli ettiğini çok güzel betimliyor. Bir başka şekilde de yaşanabiliıyor bu olay dedirtti bana herşeyden önce. Bakış açısını değiştirirsek,olaylar farklı olur dedi yazar bana her satırda. Roman bir zaman dilimi içinde,bir sıradan kadının tüm yaşamını gözden geçirdiği bir hesaplaşma içeriyor.
Keyifli Okumalar!

Ömer Aydemir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir