Nis 29, 2020

Posted by in Kitap | 0 Comments

GEVİŞGETİRENLER ZAMANI

GEVİŞGETİRENLER ZAMANI

GEVİŞGETİRENLER ZAMANI/Jose J.Veiga

Alışmak: 1.bir işi, bir eylemi yapa yapa, çok kolay yapabilecek bir duruma gelmek. 2.ürkmez, çekinmez, korkmaz, kaçmaz duruma gelmek. 3.yadırgamaz olmak. 4.(marangozluk, demircilik  vb de, genellikle hareketli bir şey) uyar duruma gelmek. 5.sürekli yapar ya da ister olmak. 6.etkilenmez olmak. 7.[nsz] alev almak, yanmaya başlamak, tutuşmak.
Kelime anlamı olarak bunlar geçse de, benim için alışmak almak kökünden geliyor. Çok doğru değil biliyorum ama olsun…Bence almak anlamına gelme sebebi,içselleştirmek içine almak demek. Biz bir kültürün içinde yaşarken aslında bir sürü alışkanlığın içinde yaşıyoruz. Aktarılan alışkanlıklar olduğu gibi,bizim sonradan aldığımız eylemler de var elbette. Alışkanlık ve içinde yaşadığımız kovuk bizi doğaya,dış güçlere,düşmanlara karşı koruyan bir kabuk…Bu kabuk veya duvar içinde daha mutlu ve huzurluyuz. Bu yüzden aitlik duygusu edindik veya kazandık. Bir yerinden bize benzeyen insanlar tarafından oluşan bir topluluk içinde yaşayıp ait olmak da bize daima güven veriyor. Sırf bu yüzden aile kavramı gelişmiş ve üzerine birçok şey inşa edilmiştir. Sosyal tabakalaşma da bu aitlik duygusu etrafında şekilleniyor.

En basiti sosyal olarak çekingen ve içe kapanık bireylerin futbol maçı sırasında bir canavara dönüştüğünü görebiliyorsunuz. Bir topluma ait olmanın verdiği güven hissinin doruk noktasının, bu futbola ‘’seyirci’’ olma sırasında yaşanıyor olması ise ayrı bir ironidir bana göre.
Kendi halinde güven içinde ete süte dokunmadan yaşadığın anların ne anlama geldiğini her zaman olduğu gibi kaybedince anlıyor insanoğlu. Sakin ve küçük olsa da orada yaşayana ait olan kasaba orada uzaktadır ve bir kısım insana göre bizimdir. Burada vizontele filminden bir replik geldi aklıma.

‘’İnsan memleketini neden sever? Başka çaresi yoktur da o yüzden. Ama sen orayı seversen orası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir. ‘’

Yaşanan durumun bundan ibaret olsa da,ya da şarkının bir yerinde dediği gibi ‘’ Korkar durur, gitmez köyün en son çitine, inanır o sınırda dünyanın bittiğine…’’ Küçülen dünyada bunun böyle olmadığını bilip yaşasak da, içimizde doğduğumuz yeri daima taşırız. Kendi haline yaşayan insanlar da bu kovuğa dokunulsun istemezler elbette.
Bir sabah kasabanın etrafına hiç bilmedikleri yabancıların gelip yerleşmesi ile başlıyor roman. Sade bir dil seçmiş yazar ve hissettirmeden gerçek üstü ögelerle süslemiş anlatımını. Bu ögeler elbette simgesel bir sürü yere çekilebilir bir tavırla üstü kapalı göndermeler yapmış. Dışarıdan gelene verdiğimiz sıradan tepkilerin ne anlama geldiğini bir süre sonra nasıl içimize alıp alışkanlık yaptığımızı özetlemiş. Size yabancı unsurların etrafında yarattığı gizem ve bilinmezlik halkasının sizi nasıl içine aldığını da ortaya koymuş yazar. Dedim ya simgesel bir üslup seçmiş yazar. Kapitalizm olarak algıladığım birçok gönderme yanında, bu işten yararlanan bu işe karşı duranları da yazmış. Fırsatçı çakalların ve dik duran ‘’anarşist’’leri yazmış. Kim haklı kim haksız kararını da size bırakmış. Kendinizi nerede görüyorsunuz sorusuna da cevap yine size ait.
Kısa cümlelerle göndermelerle ve gülümseten ayrıntılarla yazılmış bu romanı okurken bir çok toplumun birbirine benzediği göreceksiniz. Çünkü bu kitabı okurken bazı yönleriyle Fakir Baykurt’un muhteşem eseri ‘’Amerikan Sargısı’’na benzerliğini gördüm.
Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir