Mar 1, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

GERGEDAN

GERGEDAN

GERGEDAN/Mine Söğüt

İlk adımını atan çocuğun, sevinci, heyecanı, coşkusu, korkusu, baş dönmesi ve cesareti ile yaşasak keşke hayatlarımızı. Oysa öyle olmuyor işler, büyükler kendileri ile kirletiyor tüm çocukları ve çocuklukları… Yasaklar içinde ,baskı içinde eritip yok ediyorlar tüm geleceğin yetişkinlerini. Anne baban neyse o oluyorsun çoğu zaman ve hatta bunu bir gurur meselesi haline getirip “ben böyle öğrendim rahmetliden” deyip sıyrılıyor bizden büyükler. Oysa bir umut ile,aşk ile geliyoruz dünyaya bir çoğumuz. İlk adımını sokakta atan bir çocuğun elinden tutmayı akıl ediyoruz etmesine de,sonrası bir keşmekeş oluyor. Yasaklar,kurallar ve adetler dikiyoruz önüne. Bunlara tutun yürü dercesine:
“İlk adımını sokakta dilenen ninesinin parmağına tutuna tutuna atan ve o adımlarla bir yere varır mı varmaz mı büyür mü büyür de küçülür mü ölür mü ölür de kalır mı böyle bir hayat olur mu olmaz mı diye sormadan bir adım atan ve sana baka kalan bir bebeğin gözbebeklerindeki yansımandan asılsan. Tavana asılsan. Çakılsan. Yere çakılsan. Girdaba girsen dönsen dönsen ve dönsen. Dünyayı yeni baştan bambaşka bir yöne döndürsen. Ağzındaki lokma büyüse büyüse büyüse. Sen kendini lokmanın ağzında bulsan. Isırdığın her şey seni ısırmaya başlasa… Yudumladığın her şey yudumlamaya. Kokladığın her şey koklamaya. Canının çektiği şeylerin canı seni çeker olsa. Dünya bir anda tepe taklak döner olsa. İlk adımlarını senin cehennemine doğru atan o dilencinin torunu şu an omuzunda bebek kusmuğu. Bir sen kusuyorsun bir o. İçinde ne varsa dışarı çıkıyor. Dışarıda ne varsa içine giriyor. Sonsuz bir değiş tokuş başlıyor dışındakiler içine alıp içindekileri dışarı çıkarttığın, kendini çoğalta çoğalta azalttığın.”

Bir var olma kaygısı yükü içinde doğarken ölümü üzerimizde taşıdığımız birer cesediz aslında. Kaybolan tüm cesetleri bulmak ise pek mümkün değil. İsimsiz gömülüyoruz kimsesizler mezarına. Ama yaşarken bir özlem duyuyoruz her şeye. Bir sürü şey eksik işte yitiğini arayıp duruyor insanlık. Bulamayınca deli oluyor veya usta yaşamakta.
Toplumsal çöküşün hızlandığı bu günümüz toplumda gergedan yalnız bir hayvan elbette:
“İnsanlar arasında başıboş bir gergedandan daha tehlikeli olan tek şey gergedanlar arasında yapayalnız bir adamdır.”

Çöküş nerede başladı ki?Toplumsal çöküş bir yana,insanın çöküşü ne zaman başladı? Tüketmeyi bu kadar ön plana çıkardığımız anda,elbette… Bizim yerimize düşünüp,karar veren tüm reklamcıları, politikacıları, eğitmenleri, sosyal medyayı baş tacı edip içselleştirdiğimiz de başladı çöküşün en kötüsü ve en derini. Öfkemizi göstermenin yolunu,video kanalından öğrenir olduk tıpkı kitlesel bir ölüme neden olacak bomba yapımını öğrendiğimiz gibi. Anne baba olmayı da abarttık biraz. Ben olmayı değilde,bencil olmayı öğrettik çocuklara. Kendimiz dışındaki dünyanın bize köle olduğunu sandık da gerçekle örtüşmeyen her anda huysuzluk çıkardık. Tepindik,ağladık,sitem ettik…Oysa bir varoluşu tamamlayan diğer varlıklar olduğunu biliyorduk. Onlarsız olmazdı elbette,ve/fakatolamadı yine de.Toplumsal suskunluğa yeni bir sürü ad verip,sürüne sürüne devam ettik yaşamaya. En büyük asker bizdik de patates soyduk gittiğimiz yerde. Savaştık sustuk kandırıldık sustuk; velhasıl kendimiz yarattık kendi cehennemimizi.

Yazar bir naif öfke ile dile getirmiş yaşadığı yüzyılın sancılarını,çelişkilerini… Gerçeküstü bir dille yazmış satırlarını. Kahramanları hem gerçek,hem gerçeküstü seçmiş ve harmanlamış. Kadının örselenmesini, çocuk cinayetlerini, aile içi şiddeti, politik açmazları, yalnızlık senfonilerini sunmuş bize. Bir yandan tüm güzel öykücülerden beslenmiş,bir yandan da yaşadığımız bu zamandan… Haybeden,gerçek üstü, birbirine bağlı,birbirini tamamlayan ve daima yalnız bir gergedan gölgesi değmiş öyküler yaratmış usta ve naif kalemi ile.
Keyifli okumalar elbette,ama dura dura,düşüne düşüne bir yolculuk diliyorum.

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir