G.

G. /John Berger

Olgunlaşma
“İnsanda duyu organları fazla sıkışıktır, gözler birbirine fazla yakındır, yüz fazla sivridir. İnsan yüzü, hayvanınkinin aksine, kesici kenarları yaklaşana dönük bir bıçağı andırır.”
Tanımlar bazen senin bakmadığın yerlerden bakar olaylara ve seni şaşırtmayı kesinlikle başarır. Kitap pek çok tanımı kendine göre yapması açısından çok başarılı olmuş. Bu noktayı bir kenara bırakmadan devam edeceğim. Kitap bir çocuğun var olma sürecini anlatıyor. Öncesinden anne ve babasından başlıyor. Ve bir günah çocuğu olarak geldiği dünya da olgunlaşma ve yok olma sürecini anlatıyor.


“Ondördüne bastığında yüzü, çocuk yüzü değildi artık. Bu değişmeye bazen bir sertleşme süreci gözüyle bakılır; gerçek gözden kaçar. 14 ile 24 yaş arasında herhangi bir dönemde olabilecek bu değişime, yüzün anlamı bakımından hem bir kazanç, hem de bir yitim getirir yedeğinde. Derinin dokusuyla, kemikleri kaplayan ettin hamuru suskunlaşır; dıştan bakıldığında bir zırhı andırır, oysa çocuklukta bir varoluş bildirisidir. Yine de zırhın yırtıldığı yerler -özellikle göz ve ağız çevresi- derinlerde gizlenen şeylere ışık tuttuğundan, anlatımdan yana çok zengindir. Olgunlaşma ve İhtiyarlama, benliğin, bedenin dış yüzeyinden belli evrelerle gitgide içerlere çekilmesi sürecidir. İhtiyarların derileri bir giysiye benzer.”
Anne ve babasının tüm sağlıksız süreçlerini birebir yaşayan bir çocuk asla büyümeyen üstelik.
“Nerede yaşıyorsun sen? Parmak uçlarında mı? Yüreğinde mi? Düşlerinin çukurunda mı? Omuzların boyunca mı?

Üstteki deri tabakasıyla giysilerin arasındaki loş, havasız boşlukta yaşıyorsun sen. Asma kattaki gözlem odanda yaşıyorsun. Tutkuların isilik kızartısından farksız.”
Bir çok soru soruyor yazar. Nereden geldik neler yapacağız ve ne üreteceğiz. Bu süreçler içinde toplumun tüm katmanlarına dokunuyor. Birinci dünya savaşı sırasında ve öncesinde geçen olaylar nedeniyle o dönem Avrupa’sını da yazmış. Tabaka tabaka incelemiş. Kitabın bir bölümünde güzellik algısı ve şekilde var. Bütün ve parçaları. Tüm parçalar bütünü temsil etmiyor. Tek tek ele alınan parçalar tek başlarına güzel olduğu halde bütün olarak güzel değildir. İyi bir uyum oluşturmayabilirler. Veya parça çirkindir de bütün güzeldir. Hayatta böyle aslında parçadan oluşan bir bütün önemli olan günün sonunda güzel olmak.

“Ahlak, gizem kaldırmaz. O yüzden ahlaki gerçekler yoktur, yalnızca ahlaki yargılar vardır. Ahlaki yargılar, süreklilik ve önceden bilinebilirlik gerektirir. Yeni, beklenmedik şaşırtıcılıkta bir gerçeği özümsemez ahlak. Yok sayabilir böyle bir gerçeği ya da bastırabilir; ama gerçeğin varlığı bir kere su yüzüne çıktı mı, açıklanmazlığı, doğrudan bir ahlaki yargıya karşı bağışık kılar onu.”
Kitap dili gayet güzel uzun olmayan ve fakat kısa da olmayan cümlelerle kurulmuş. Gerçekçi yanını asla bırakmamış yazar. Kahramanı da bir anti kahraman üstelik. Çalışmak zorunda olmayan bir burjuva.
İnsan var oluşu içinde insan ilişkilerini anlatmış yazar. İkili ilişkiler penceresi ile de tüm toplumu ahlak kurallarını ve toplumun durumunu ele almış. Ama en çok hoşuma giden şeylerden bir de kitabın sonundaki kaynakça. Bir romanda nadir rastlanan bir durum.
Keyifle okuyunuz

Ömet AYDEMİR