Ara 20, 2017

Posted by in Kitap | 0 Comments

G.H’YE GÖRE ÇİLE

G.H’YE GÖRE ÇİLE

G.H’YE GÖRE ÇİLE /Clarice Lispector

“Sözde iç dünyama gelince, belki de ona hafif bir doruk öncesi havası veren bu dağınık yontma haliydi -belki de amatör sanatım verdiği bir tür nezaketten ötürü. Ya da belki ona içkin heykeli adım adım bulmak amacıyla malzemeleri sabırla tüketme deneyimi yaşadığım için, ya da belki, yine heykelden dolayı, kendimden başka bir şeyle mücadele etmenin zorlama nesnelliğinin acısını çektiğimden.”

Monoloğa ihtiyacımız var,bizim herkesin…

Bir küçük kendine gelişin öyküsü… Sorgulama yapmanın bir yolu… Hesap vermenin, hesabı kesmenin, birine ödetmenin bir yolu…

İçsel bir yolculuğun başında sorulan bu soru gibi;” neyiz, nereden geliyoruz, bizden büyük bir amaç için mi varız?”
“Peki olduğum her şey bundan mı ibaret? Kapımı davetsiz misafire açınca, beni kapıda gören insanların yüzünde gördüğüm şey, bende önceden yaşadığım o hassas doruğu görmeleri. O halde başkalarının benden aldığı şey tekrar bana yansıyor ve atmosferi biçimlendiriyor şöyle anılan şeyin: Ben. O ön doruk hali bugüne kadarki tüm varoluşum olabilir.”
Ben’i tanımlamak o kadar kolay olmadı hiçbir zaman. Olmayandan yola çıkmak gerekir bazen. Dış ve iç hatları belirlersin ve ortaya bir “ben” çıkar sonunda.  Bu bir yüzleşme monoloğu. Kendi ve dünya ile ilk günahın izlerini taşıyan bir insan olma hali. Ya da yazarın tabiri ile insanlaşma süreci. İnsanın var olma sürecinde yaşadığı tüm zorluklardan çıkardığı; vahşi tarafı, bencil tarafı, yaratma gücü sayesinde Tanrı olma isteği. Yarattığı cennet ve cehennem algısının ortasında Araf da kalma hali. Hiçliğin güzelliği ve elbette güzelliğin hiçliği. İki yüzlü yanı ortaya konan. İlk günaha bulaşmış merakı. Ve tüm bunlara inat hayatta kalışı.
“Çoktan insan ruhumu satıyordum çünkü görmek beni keyifle tüketmeye başlamıştı, geleceğimi satıyordum, kurtuluşumu satıyordum, bizi satıyordum.”
Bir yüzleşme, eni kökü satırlar arasına saklanmadan, dolaylı olsa da bir tokat gibi yüzleşme… Bir can’ı yok etme mazeretleri, yok etme arzusu ve en önemlisi yok etme gücü. Karnındaki bebeği, tiksindiği bir böceği öldürür gibi öldürme erki.
Aşkın taşkın halleri ve nötr olana duyulan öfke, uçta yaşama isteği, dorukta ya da doruğa yakın… Nötr olanın cehennemi bir ızdırap olma gerçeği ile varoluşun kaçınılmaz temel taşlarından birçoğunu bünyemizde barındırdığımız gerçeği ile açıklanması. Oysa bizim isteğimizin “ayrı” ve “farklı” varolmak. Cehennem bu rutin tekdüzelikte. Kendini masaya yatırmış yazar ve bir adli tabip inceliğinde otopsi yapıyor kendi ruhsal, inançsal ve varoluşsal dünyasına.
Keyifli okumalar!

ÖMER AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir