FilmEkimi 2017

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından her yıl düzenlenen Filmekimi, bu yıl 8-15 Ekim tarihlerinde 10. yılını kutluyor. 10. yıla özel olarak, Filmekimi ilk kez İstanbul sınırlarını aşıyor ve İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır’da sinemaseverler ile buluşuyor.

Dünyanın en prestijli festivallerinden ödülle dönen, Cannes,Berlin Venedik ve Toronto’da izleyici ile ilk kez buluşan filmlerle ,en usta yönetmenlerin son yapımlarının da aralarında bulunduğu 51 film Filmekimi boyunca izleyicilerin karşısına çıkacak.

Filmekimi,ilk kez düzenlendiği 2002 yılından itibaren her yıl seyirci sayısını artırarak en popüler festivaller arasına adını yazdırmıştır.

Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteğiyle İstanbul’un yanı sıra, İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır’da hafta sonları gösterimler yapılacak ve böylece Filmekimi Türkiye’nin dört bir yanında yeni sinema sezonunu müjdeleyecek. Filmekimi seçkisi 13–16 Ekim’de İzmir , 20–23 Ekim’de Bursa ve Konya, 27–30 Ekim’de Trabzon ve Diyarbakır’da  izleyicilerle buluşacak.

FilmEkimi’nde Öne çıkan Filmler;

The Square / Ruben Östlund

Ruben Östlund’  un Altın Palmiye ödüllü  yeni filmi The Square ile bu kez sanat dünyası ile dalga geçiyor.Pedro Almodovar başkanlığındaki Cannes jürisinin “festival tarihinin en cesur kararı” denilen tercihiyle Altın Palmiye’yi teslim ettiği The Square herhalde yıl boyunca en çok konuşacağımız film olacak.Filmde Christian’ın dışarıdan mükemmel görünen ama içeride epey karışık olan “uygar” hayatının çalkalanmasını izleyeceğiz.

 120 Battements Par Minute / 120 BPM / Robin Campillo  Cannes’da dört ödül birden kazanan 120 bpm,Act Up Paris örgütünü ve eylemcilerinin 1990’ların başında, AIDS’in gitgide yayılıdığı umutsuz günlerde, toplumdaki vurdumduymazlığa karşı eylemlerini mercek altına alıyor. Pedro Almodovar’ağlatan film olarak da yine Cannes Film Festivali’nde  olarak adını sıkça duyduğumuz ve festivalde Büyük Jüri ödülünü kazanan 120 BPM de bu seneki Filmekimi’nin dikkat çeken filmlerinden.

Mutlu Son / Happy End / Michael Haneke

Michael Haneke’nin Cannes’da yarışan son filmi Happy End,  duyarsızlaşan toplumumuzu, burjuva bir aile ve sosyal medya üzerinden anlatıyor. Filmin başrollerini Haneke’nin fetiş oyuncularından Isabelle HuppertJean Louis Trintignant ve yönetmenliğiyle de tanıdığımız Mathieu Kassovitz paylaşıyor. The Guardian gazetesinin “saf psikopatlığın şeytani pembe dizisi” sözleriyle tanımladığı Mutlu Son, Avusturya’nın Oscar adayı oldu.

Kutsal Geyiğin Ölümü / The Killing of A Sacred Deer / Yorgos Lanthimos

Yorgos Lanthimos İngilizce çektiği ikinci filmi The Killing of a Sacred Deer ile geri döndü. Başrolde Colin Farrell’ı izleyeceğimiz filmde, başarılı bir cerrah ve babasının boşluğunu doldurmaya çalışan bir ergen arasındaki ikircikli evrene davet ediyor bizi Lanthimos. Yönetmenin tekinsiz atmosferi ve aykırı mizahına aşina olanların keyif alacağı kesin.

İngiltere Benim / England Is Mine / Mark Gill

Mark Gill’in yönettiği England Is Mine‘da 1970 lerde The Smiths’i kuran Morrissey konu ediliyor. Duygu yüklü şarkı sözleriyle, benzersiz ses tonuyla, The Smiths ile başlayıp solo kariyeriyle İngiliz ve hatta dünya müziğini hâlâ etkilemeyi sürdüren idol müzik adamı Morrissey’i filmde  Jack Lowden canlandırıyor. Morrissey’in arkadaşı, feminist punk sanatçı Linder Sterling’i ise Jessica Brown Findlay canlandırıyor.

İçimdeki Güneş / Let The Sunshine In / Claire Denis

Yönetmen Claire Denis’nin son filmi İçimdeki Güneş,boşanmış, bir kadının “gerçek” aşk arayışını mizahi bir dille anlatıyor. İçimdeki Güneş / Let The Sunshine In’de Binoche’un canlandırdığı Isabelle, 50’li yaşlarını süren, duygularının hayatını yönlendirmesine izin veren, mutsuz ve kararsız bir sanatçıdır. Tanıştığı birkaç erkekle ilişki kurmayı dener, ancak bu adamların uyumsuzlukları, iletişim kazaları, tuhaf ve hatta komik durumlar onu yıldırır. Günümüz dünyası ve ilişkilerinin zorluğuna mizahi bir yolla eğilen film, eğlenceli bir hikaye anlatmış ve Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünden de ödülle ayrılmıştı.

You Were Never Really Here / Lynne Ramsey

Lynne Ramsey’nin You Were Never Really Here, Jonathan Ames’in öyküsünden beyazperdeye uyarlandı. Müziklerini Radiohead gitaristi Jonny Greenwood’un yaptığı, özellikle usta yönetmenliği,  yaratıcı kurgusu ve karanlık atmosferiyle dikkat çeken film,Cannes 2017’nin ortalığı toz duman eden filmlerindendi. “Bugüne kadar izlediğiniz hiçbir şeye benzemiyor,” denen ve özellikle sıra dışı kurgusuyla hikaye anlatımının kalıplarıyla oynadığı söylenen You Were Never Really Here, festivalin “kaçıranı dövüyorlar” filmlerinin başında geliyor.Film,küçük bir kızı seks tacirlerinin elinden kurtarmaya çalışırken her türlü şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir tetikçiyi konu alıyor. Film, Cannes’da Lynne Ramsey’ye En İyi Senaryo ödülünü, Joaquin Phoenix’e de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirmiştir..

Paramparça / Aus Dem Nichts / In the Fade / Fatih Akın

Cannes’da Diane Kruger’e En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran ve Almanya’nın bu yıl “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisinde Oscar aday adayı olarak gösterdiği In The Fade bir intikam ve vicdan hikâyesi.Kocasıyla çocuğunu Hamburg’daki bir terörist saldırıda kaybeden bir kadın Katja, hakkını aramak için mahkemeye başvurur. Fakat mahkeme zanlılardan yana tavır koyar. Karar karşısında öfkeye kapılan Katja, kendi adaletini sağlamak adına yollara düşer.
Fatih Akın’ın yazıp yönettiği film Paramparça, Almanya’nın Oscar adayı.

Redoubtable / Le Redoutable / Jean-Luc Godard

Michel Hazanavicius’un yönettiği filmde Godard’ın gençliğini Louis Garrel canlandırıyor. Michel Hazanavicius’ın bu yıl Cannes’da ana yarışmada yer alan son filmi Redoutable’de  efsane yönetmen Jean-Luc Godard’ın eşi ve yıldızı Anne Wiazemsky ile beraberliğini anlatan renkli ve romantik dramın başrollerinde Stacy Martin ve Louis Garrel’le birlikte Bérénice Béjo da rol alıyor.

Soygun / Good Time / Josh ve Benny Safdie

Safdie kardeşlerin son filmi Good Time bu seneki Filmekimi’nin ağır toplarından. Bir abi ve kardeşin hikayesini çerçeveye alan filmde, başarısız bir soygun girişimi sonrasında tutuklanan zihinsel engelli kardeşini kurtarmaya çalışan Connie rolünde Robert Pattinson’ın harikalar yarattığı da kulağımıza gelenler arasında. Çağımızın en özgün yönetmenleri arasında anılan Safdie kardeşleri henüz keşfetmeyenler için kaçmaz bir fırsat.

 

Murat Akbaba

468 ad