Tem 21, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

DÜNYANIN BAŞLADIĞI PENCERE

DÜNYANIN BAŞLADIĞI PENCERE

DÜNYANIN BAŞLADIĞI PENCERE/Goce Smilevski

Yazmak ciddi bir eylemdir. Bir ifade şekli, belki de bir varoluş biçimidir. Miguel de Unamuno’un dediği gibi “Don Quijote, Cervantes’ten, Hamlet ile Macbeth de Shakespare’den daha az gerçek değildir.” Bir sefonik ahengi yakalamak,her yazar için o kadar kolay olmamıştır. Aynı kelimeleri,aynı işaretleri kullanıyor olsak bile yazarın elinden çıkan bir metin çağlar öncesinden bile ulaşır size. Tıpkı Ovidius’un Dönüşümleri gibi:

“Sesi ve kemikleriydi ondan geriye kalan.
Ve yalnız kalana dek sesi de,
Derler ki, taşta kesmiş kemikleri
Saklanır ormanda işte o günden beri
Görmeseler de dağlarda, duyarlar
Hayatta kalan tek parçası olan sesini.”

Ekho için yazılmış bu mısralar bir varoluş biçimi değildir de nedir? Bir sesin varlığı bir ses olarak kalamasa da, tınısı ,tutkusu ,yazgısı eğer yazılmışsa kalır. Bir iz bırakmanın belki de en çetrefilli, en masrafsız ,bir o kadar da zor işidir yazmak eylemi. Kurguya kattığın her şey senden bir parçadır ,bir ‘ben’in yansıması veya ‘benler’in yansıması içimizde taşıdığımız. Bu dünyaya kimleri yerleştireceğin elbette senin elindedir de, karakterlerin gidişatı senin elinden kayar gider bazen, isyan çıkarı,r dik kafalılık eder, kendi bildiği yolu seçer.


Karakterin birine aşık olur veya istesende olamazsın. Bir pencere seni “köşe”ye sıkıştırır veya bir “yatağa” mahkum eder. Orada başlayan yaşam, yine aynı yatakta ama farklı biçimlerde sona erer. Arzuları vardır karakterin tutkuları bilmek istedikleri ,yapmak istedikleri ,ona ancak yol açabilirsin o bulur kendi yolunu. Bazen de kaybolur bu arayış içinde. Yüce amaçları hedefler, bilinmezi, anlam bulmayı ,nedeni, niçini sorar. Ama bazen kaybolur işte sınırlı aklı sınırlı ömrü içinde.En önemli sınırı kendi bedenidir belki,çinde hapsolduğu bir varlık… Oysa sonsuzu ister karakterin, ölümsüz olmayı…Bunun için yollar arar; hem de kimseyi görmeden gözleri;

“Şimdi kendi ruhuma batıyorum, kendi benime batıyorum ve anlıyorum ki ruh sonsuza hem ebediye gebedir, ruh yalnızca sonsuz ve ebediyi anlatmakiçin var olur ve aynı zamanda anlıyorum ki sonsuz ve ebedi ruhu anlatmak için yetersiz olduğundan ve ruh sonsuz ve ebediyi barındırmak için fazla küçük olduğundan böylesine bir teşebbüs son derece beyhudedir.”

Oysa oda bir hayal ürünü, gerçekliğin sınırlarına hapsolmuştur “ve sonra” der. Bir sonluluktur yaşadığı ömür/ kitap bitince o da biter. Yansımaları görür de mağranın duvarlarında,bu gölgenin sahibini arar. Bulur bazen kendi mantığı içinde fakat davranışları bu satırlar veya anlar arasında sorundur. Yazar ise bu süreçte gölgenin sahibi gibi hisseder kendini; karakterini bağlayıp mağaraya ,gölge oyununu başlatır. Nabokov’un dediği gibi “yazar yalnızlıkta doğar” yalnızlıkta var olur. Bu yüzden gölge oyunu oynatıcısıdır yazar.


Karakterin bir filozof olunca,Spinoza olunca ,bu manzara daha bir derin oluyor, daha bir seçmen gerekiyor cümleleri. Ama yazar cesur davranmış ve bilinen biraz gerçekten bir kurgu yaratmış Ethica ışığı altında. Hoş olmayan ve olmadığı söylenemez bir sürü anı aktarmış. Doğumu,ölümü ve en çokta örümcek ağını…İplik iplik işlemiş kurgusu ve ortaya biraz gerçek biraz yalan ortaya çıkmış tıpkı çocukluğumun Karagöz ve Hacivat oyununun başındaki girizgah gibi. “Bu perde başka perde gölge oyunu perdesi. Gerçeğin aynasıdır bu perde sanılmaya martaval.”

Keyifli Okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir