Oca 4, 2019

Posted by in Kitap | 0 Comments

DUL

DUL

DUL/Jean Louis Fournier

Ölüm bir çok açılımı olan bir olgu. Bedensel varlığın sona ermesi. İnsanlık asla bu olgu ile birlikte yaşamayı ve barışmayı tam olarak sağlayamadı. Bir çok bilimsel gelişme ölümsüzlüğü aramak yönünde atılan adımlarla olmuştur. Hayat çeşmesi, ölümsüzlük formülü, vampirler hep bu isteğin ürünü. Lokman hekimin de bu formülü bulduğuna dair söylenceler hep kulaktan kulağa dolaşıp durur. Hızır ölümsüzdür mesela her yerdedir. Biz yok olup gitmeyi içimize asla sindiremedik.


Ölüm, hep bizi sevdiklerimizden ayırdı. Ölüm için söylenen türkülerin şarkıların sayısını ben bilmiyorum. Bazı ölümler insanı mutlu etse de,genel anlamda bu yitirme hissi bizi hep hüzne gark etti. Hele bu ,sevdiğiniz, değer verdiğiniz birinin ani ölümü olunca… Edebiyat dünyası da karar veremedi bu olguya nasıl yaklaşağına. Ama genel romantik akım bu yitiği çok işledi ve her anını betimledi.

“Seni benim vücudumdan kesip aldılar, beni uyuşturmadan. Yarımı benden aldılar, en güzel yarımı. Yeniden çık diye senin parfümünle suluyorum kendimi.”

Biz aslında ölümle birlikte onunla yaptığımız güzel ve özel şeyleri ve anları yitiririz. Bir daha asla aynısını yapamayız çünkü. O ritüeli yitirmek bizde onarılmaz boşluklar açar.

“Gittiğinden beri yedi milyon kırk sekiz bin sekiz yüze kadar saydım. Bu kadar zamanda saklanabilmiş olmalısın. Her tarafı arıyorum. Bulamıyorum, ümidimi kaybediyorum. Saklambaç oynamak çok uzun sürüyor. Tamam, hadi kazandın, çık artık saklandığın yerden. Artık oynamak istemiyorum. Çık neredeysen, kazandın. Çık ne olur kaybettim her şeyi kaybettim.”

Kayıplar aslında hiç bir zaman yerine konmuyor. Bu durumu kabul etmemiz ve hayata devam etmemiz gerekiyor. Oysa hep kırık dökük, yıkık ve topal oluyoruz. Bazen bir başka dünya da karşılaşmayı umuyoruz, bazen de cennette bizi gözlediğini veya uzak bir yere gittiğini düşlüyoruz. Alışkanlıklarımızı kaybetmeyi hem sevmiyoruz, hem de korkuyoruz kaybetmekten.

Yazar bu ahval içinde kaybettiği karısına küçük notlar yazıyor. Bilinen kısa cümlelerle,konuşma diliyle ve büyük bir hüzün ile. Hüznünü ve yaşama tutunma çabasını okurken eşyalar ile bağımızı hatırlıyoruz. Eşya,bir görüntü içinde varlığını devam ettiriyor. Bu tablodan bir şey eksilince ise tüm tablo bozuluyor. Kısa bir anlatı,kopuk kopuk ama bir kaybın etkilerini etkileyici bir dilde anlatıyor yazar.
Keyifli okumalar!

Ömer AYDEMİR

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir